Pazartesi, Nisan 07, 2008

Zeki Müren ile yağmurlu radyo günleri

Bahara geçişin bir karın ağrısından ibaret olacağını kim bilebilirdi?

Ama öyle oldu. Bugün yine iç bunaltan, yağmurlu, sırılsıklam hisli ve dışarıda gezinmeye çıkmaya, salınmaya olanak vermeyecek derecede sevimsiz bir hava var dışarıda. ( İstanbul’da Çıksalın adında bir semt olduğunu biliyor muydunuz?)

Böyle mütemadiyen yağmurun yağdığı, iç sıkan, insanların konuşmadan ve birbirine bakmadan ( belki sadece pencereden bakarak) durdukları o filmlerden birine hapsolmuşum da çıkamıyormuşum gibi hissediyorum kendimi bugün ofiste. Kendimce sakız çiğneyerek, kendince gerçeküstücülük oynayan yağmurlu penceremden dalıp dalıp gidiyor, sonra kaybolmayayım diye koşa koşa geri geliyorum.

Bu gecekodudan su içer martılar
diye bir yazı yazmıştım zamanında, ofis penceremden görünen garabet yarım inşaat ile ilgili. İşte bu sabah çalışırken birden yeniden gözüme takıldı, bu sefer bina değil de içinde çamaşır usulü asılmış balıklar! Hayır, sevgili komşular hülyalara dalmış falan değilim, karşıdaki inşaatın orta katında sanırım kurutmak amacıyla bir kolondan bir kolona balık asılı. Denizden çıkan balıkların, yağmurlu ve rüzgârlı havada salınışını anlatmak için bir büyülü gerçeklik kabiliyetim olsun isterdim.

Yağmur damlaları pencerenin tam üstünden kendilerini koyverip, aşağıya kadar yarışarak hızla iniyorlar. İşte böyle, nerden geldiği bilinmez bir sıkıntının peydah olduğu bu puslu ve karanlık havada kâh parlayan balıkların gümüş renklerine dalarak, kâh arada Zeki Müren klasiklerinden birkaç tane dinleyerek geçiyorum zamanın içinden.

Neyini özlediğimi bilmeden yine de özlemeye başlıyorum eskide kalan ve gün geçtikçe ıslanan, solan, parça parça ayrılan ve geriye hatırası kalan o hissi. O bir zamanlar öyleydi işte, hissini. Evde garip, sessiz, neredeyse usulca asılı kalmış bir havanın olduğu, herkesin kendince bir işe daldığı, o şimdi flu bir resim gibi hafızada yarı silik ama hala sabit kalmış zamanları…

Dedemin işi bezelye, fasulye gibi taneli sebzeleri ayıklamaktı, anneannem o sırada bir yandan soğanı kavurur, ev birden yemek ve yıkanmış çamaşırlardan yayılan nemli deterjan karışımı kokardı. Hava kapalı olduğu zamanlarda, radyodan yayılan şarkıya anneannem o komik, ince ve inişli çıkışlı sesiyle eşlik eder, sözlerini bilmediği için genelde hep hımhım, laylay gibi şeyler mırıldanırdı mutfakta. Dedem mestleriyle tempo tutardı. Anneanne ve dedenin olduğu bir evdeki o korunaklı huzuru nedense şimdi hep bir küçük yaka iğnesi gibi iç çekmecemde saklarım. Arasıra böyle eski bir Zeki Müren şarkısı dinlerken, yağmur damlalarının sırılsıklam ettiği ve dışardaki manzarayı neredeyse görünmez kılan pencereye bakarken, hiç yoktan, sanki o çekmeceyi tesadüfen açmışım da, yeniden ve birden o saklı yaka iğnesi ile gözgöze gelmişim gibi gelir.

Yazı başlığından eski ama tanıdık bir anons dinleyebilirsiniz.

14 yorum:

ışıl ışıl dedi ki...

"Komşum, bir çocuk çıkmış radyoya, ah ne ses, ne ses!" demiş anneanneme komşusu. Meğerse O çocuk Zeki Müren'den başkası değilmiş.
Eskiyi anımsayınca yüzümde gülümseme, içimde bir hüzün; özlem değil eminim, bir garip işte.

müzi dedi ki...

iyi ki acmissin o cekmeceyi. cok seviyorum icinde anneanne gecen yazilari. her seferinde burnumun direginin sizlamasina neden olsalar da, seviyorum.
ipe asili o baliklar, ciroz, biliyorsundur belki :). canim anneannem yapardi. guneste kurutulmus tuzlu baliklar sonra limonla ne kadar guzel yenirdi.

redrabbit dedi ki...

Baharda benim de karnım ağrır ama senin dediklerinden değil,çok çağla yemekten!!!Evet zeki müren dinlenirken çağla yenmez,türk kahvesi içilir yanında da sigara!!sigara yerine lokum da ikram edebilirim.

Margot dedi ki...

Sevgili Işıl Işıl,
Zeki Müren'i ilk defa gördüğüm günü hatırlıyorum. Televizyonun önünde yerde oturmuşum. Görür görmez hayretler içinde kalıp arkamdaki divanda oturan anneme dönmüştü kafam. ' Anne bu kadın mı erkek mi? ' Erkek demişti annem gülümseyerek :)
Ben de şimdi hatırladıkça gülümsüyorum, senin gibi.

Sevgili Müzi,
Şimdi güneş çıktı. Çirozlar güneşte daha bir parıldıyorlar, oturduğum yerden bile bazen gözüm takılıyor parıltılarına.
Çiroz yapmazlardı bizimkiler, dedem eski yağ tenekelerine lakerda yapardı toriklerden. Ondan da çok yediğimi hatırlamıyorum ama.
Şu çirozcuklardan birkaç tane kapsam mı acaba kardeş? Gören gözün hakkı vardır, bugün yemekte salata da var hem :)

Sevgili Redrabbit,
Çağla yemekten hiç karnım ağrımadı, o kadar sevemedim onu ben :) Benim en sevdiğim baharcılardan enginardır. Haftasonu 5 tane aldım, aslında 4 tane biri hediye :) Sızma zeytinyağı ile bir güzel oldular, bir haysiyetli oldular ( anneannemin deyişiyle), e tazecikler zaten, ne yapsan güzel olur onlar.
Sigara içmiyorum artık ama lokumundan alırım bak. Fal da kapatırım ama :)

redrabbit dedi ki...

fal da bakarım lokum da ikram ederim..Enginarı da portakal suyuyla pişirmeni tavsiye ederim.harika oluyor..

Margot dedi ki...

Bir sonraki enginarımı mutlaka portakal suyu ile pişireceğim! Duymuştum bunu sanki daha önce ama şimdi enginarlar ortaya çıkınca kesin denerim :)
Teşekkür ederim redrabbitçiğim.

dgül dedi ki...

Çok sıkıntılı, üzerime basıp duran günlerin sonundaki gecelerde, rahmetli sevgili dedeciğimi görürüm ben de, ama sanki hiç zaman akmamış gibi, ben halen o anlardaymışım gibi, sanırım bu ruhumun kendi kendine bir terapi çabası, huzuru bulmuş ve dinlenmişim bibi uyanırım uykularımdan. Tıpkı senin çekmecenden çıkan sahnelerdeki gibi sanal yaşadıklarım o gecelerde. İçim sızladı şimdi sana bunları anlatırken bile.Aaah, o günler...
Bu yorumun sonunda yine kel alaka gibi olacak ama, nefis işte, ben de enginara bayılıyorum ve bu günlerde her hafta farklı bir versiyonuyla misafir ediyorum mutfağıma. Afiyetler olsun sana da. Sevgiler...

Margot dedi ki...

Sevgili Dgül,
Ben rüyamda dedemi görmeyeli çok zaman oluyor. Onu çok özlememe, zaman zaman aklıma gelen tüm o sahnelere rağmen... Daha bacak kadarken elimden tutup yavru kedileri sevmeye götürmeseydi beni kedileri sevmeyebilirdim belki... Ya da hergün bir başka masal anlatmasaydı, daha çok daha da çok hikaye anlatmak, okumak, yazmak istemezdi böyle belki içim. Şu anda olduğum kişide bile hala onun o çocuğa yedirdiği her buğulama balığın, aldığı her ekler pastanın payı ve hakkı var. Çok samimi ve çok içten bir bene dokunuyor anneannem ve dedemle ilgili anlattığım hikayeler.

Enginar tarifi vermiş portakal ağacı, hem de baklalı. Bak şimdi bakla nasıl ayıklanacak, zor mu olur acep diye onu düşünüyorum.

Sevgiler benden.

dgül dedi ki...

Evet, evet Margot, çok şanslıyız aslında onlar gibi ebeveynler arasında büyüyebildiğimiz için, onlarla geçen her bir an ruhlara işlenen bir dizi iğne oyası gibi, hep izleri saklanacak, hep güzel, elmas gibi değerli...
Ben de gördüm bugün Sevim Tanör'ün yemek kitabı'ndan alındığı belirtilen tarifi. Ben denemiştim geçen yıl Aydın'lı can arkadaşımın tarifiyle. Hiç zor olmuyor ayıklamak, ama alırken o içi çıkabilecek kadar fazla olgunlaşmış baklaları almak gerekiyor. Bir de onun bana söylediği üzere kuru soğan değil, taze soğan kullanmıştım. Zeytinyağı ve suyu(az yeterli, yağın miktarı kadar koymuştum) birlikte bir taşım kaynatıp içine oyukları tabana dönük olarak enginarları koymuş, sonra iç baklalar ve kıyılmış taze soğanları serpiştirip kısık ateşte yumuşayana kadar pişirmiştim. Pişmeye yaklaşırken limonunu ve tuzunu koyup, indirirken dereotu ile süslemiştim.Çok güzel olmuştu. Sen de dene lütfen, afiyetler olsun sana ve Yamyam'a da. :)

endiseliperi dedi ki...

margot'cuğum ne hoş bir yazı bu! gerçekten. bayıldım. şaşırtıcı balıklara, yağmura, sonra aniden dedeyle nineye geçişine.

sevgiler çok.

Margot dedi ki...

Dgül'cüğüm,
Kesinlikle deneyeceğim! Çok teşekkürler güzel tarifin için. Enginar zaten çok kısa süre yiyebildiğimiz bir güzellik, hemen kayboluveriyor. Ondan bu tarifi de bulmuşken ilk fırsatta yapıp, kulaklarını da çınlatacağım ! :)

Periciğim,
Ne güzel! Yaşasın! :)
Yazının başlığına tıklayınca Zeki Müren'in radyo anonsunu dinleyen oldu mu? Yoksa çok mu karmaşık olmuş onu araya iliştirivermek ne dersin? Senin sitendeki o tek satırlık müzik çubıklarından istedim koymayı aslında. Ama siteye üye olunca bir şarkı aratıp, bulmayı becerebildim. Bu benim bilgisayarımda zaten hali hazırda kayıtlı bir dosyaydı. O tip dosyaları blogumuza nasıl koyuyoruz fikrin var mı?
Ya da bilen bir komşum bana da bildirebilir mi, ricalarımla beraber? :)

Periciğim, bu garip ve kapalı günde seninle sohbet içimi açtı, çok teşekkürler tatlı muhabbetin için.

Sevgiler!

dgül dedi ki...

Dinledik Margot'cugum, işyerinde ses hoparlörünü başka bir bilgisayardan ödünç alarak, az önce arkadaşlarımla birlikte üstelik. Ben zaten de, diğer arkadaşlarımın çoğunun bile gözleri doldu. Nasıl bir sestir eşi benzeri olmayan, halen inanamam yok olup gittiğine, nasıl nazik bir hitabı vardı değil mi?
Bu kayıtlarda olsun yaşayabilmesi hiç olmazsa tesellimiz. İyi ki anmışsın Margot...

Kek ve Kahve dedi ki...

Sevgili Margot,

Yazını okuyunca...

Şimdi altıbuçuk aylık olan bebeğime bakmak için Antalya'daki evlerini bırakıp da İstanbul'a torun bakmaya gelen ve İstanbul'un puslu havasına bakıp "cık cık ne iç karartıcı hava, güneş ne zaman açacak acep" diye iç geçiren anne ve babamı düşündüm. Nasıl da özveri ile bakıyorlar benim minik kuşuma, sarıp sarmalıyorlar, öpüp kokluyorlar, çoğu zaman benim gösteremediğim kadar sevgi şevkat ve sabır gösteriyorlar.

Yazını okuyunca....

gün gelir de benim minik kuşum ona kol kanat germiş anneanne ve dedesini senin gibi sevgi ile anar mı diye düşünmeden edemedim.

Eline gönlüne sağlık,

Margot dedi ki...

Dgülüm,
Benim çok hoşuma gitti o anons. Bununla beraber sanırım diğer anonsları da Zeki Müren ile Radyo Günleri isminde albüm olmuş, bu akşam Taksim'e inince alayım bak, ne zamandır aklımdaydı. Şöyle sofraları kuralım, fonda Zeki Müren çalsın, hafiften koyultalım muhabbeti dostlarla. Ne güzel olur, bak bu hayali hemen gerçekleştireyim istedim şimdi.
Çok güzel şarkı söylüyor, çok nevi şahsına münhasır biri, daha ne denir ki?

Sevgili Kek ve Kahve,

Hoşgeldin.
Anneanne & dede ile beraber, onların tüm o şımartmaları ile ve ilk torun olmanın bütün o torpillerinin keyfini çıkararak büyümek benim için büyük şanstı. Eminim bebeciğin için de öyle olacaktır. Uzun hayat tecrübelerinin getirdiği o bizde malesef olmayan sabırları, kendilerine has çocuksulukları ve o çocuksuluğun toruna neredeyse bir arkadaş bir sırdaşı olmuşçasına gelen yakınlığı, belki oyun arkadaşlığı, çocuğun da getirdiği neşe ve sevinçle birleşince harika bir kombinasyon oluyor. Ben çok mutlu bir çocukmuşum hakikaten.

Bir gün olursa diye kendi çocuğumu hayal ediyorum da, anneannemle benim aramdaki o muhteşem ikililik halinin annemle benim olası çocuğumla olmazmış gibi geliyor. Annem daha çok benim kardeşim, büyük ablam gibiydi, anneannem ise bambaşkadır. Ay çok özledim, dur arayayım :)