Cumartesi, Aralık 08, 2007

yedi kardeşe yedi gelin

Biri bir yerlerde Margot! Desin, hemen yanında biten cin gibiyim. Beter Böcek gibi üç kez söylemenize de gerek yok, blog camiasının izleme, takip etme, kovalama gibi faaliyetlerine imkân tanıyan aygıtları sağ olsun! Yaban kardeşimizi de böyle buldum, kendisi beni sobelemiş, sağ olsun. Bunca zaman Margotto’da yazılmamış bir şeyler olabilir mi bilmiyorum ama benim hakkımda bilmediğiniz ( araya artık size malum olmuş maddeler de karışabilir ) 7 şey şunlar olur herhalde:

1- Çocukluğumdan beri memleketle ilgili dokunaklı her hangi bir şey duyduğum an ağlarım. Mesela 23 Nisan’da bilirsiniz memlekete ecnebi yavrucaklar gelir ( her ne kadar bazıları genç irisi gibi görünse de!) ve bizim Türk aileler de onları misafir ederler adet olduğu üzere. Bizim çocuklar da bu ecnebi yavruları kardeş, arkadaş bellerler. Sonra TRT bu yavruların memleketten ayrılışını gösterir. Bir bakarsınız her milletten çocuk vedalaşma vakti geldiğinde ağlıyor. Sarılıp sarılıp ağlayan o çocukları görür görmez başlarım ben de ağlamaya. Çocukların ayrılması beni acayip ağlatır. Sertap Erener Eurovision’u kazandığında ağlamıştım, Galatasaray UEFA kupasını aldığında ağlamaktan heder olmuştum. Bunun gibi üzücü, heyecan verici dokunaklı her milli duygu galeyanında ağlarım.

2- İçten içe, önceki hayat varsa eğer, o hayatımda memleketimden ayrı kaldığıma ve bir şekilde vatan hasreti çektiğime inanırım. Bu hissi hala zaman zaman duyarım. Şişhane’den inerken ışıklar içindeki camileri ve Haliç’i gördüğümde, nedense özellikle o yokuş üzerinden manzaraya baktığımda, garip bir hasret ve kavuşma hissi duyarım. Bunu kimseye açıklayamam. Belki de bundandır, yurt dışından yaşayan komşularıma kendimi yakın hissederim.

3- Küçükken takla atmayı beceremediğim için haftalarca beden dersinden kaçmıştım. Hala da koşma, atlama, zıplama gerektiren spor faaliyetlerinden haz etmem. Uzun boylu olduğum için atletizmden sorumlu hoca kaç hafta peşimde koşmuştu da yüz vermemiştim. Okul bahçesinde sürekli beni bulur, eliyle bir yükseklik işareti yapıp, ‘ şu kadardan atlayamaz mısın? Gel bir deneyelim’ derdi. Acayip bozulur, istemiyorum der, kaçardım.

4- Bisiklete binmeyi ancak ortaokul zamanında bahçeli evlerin olduğu mahallemize taşındığımızda öğrendim. Arık orta sona gidiyordum sanırım. Mahalle bir bisiklet cennetiydi ve bacak kadar çocuklar vızır vızır geziyordu. Çevre edinip, ortama uyabilmem için bana da bir bisiklet alındı. Ama herkesin önünde öğrenmeye çok utandım. Her sabah daha herkes uykudayken, bisiklete binmeyi öğrenebilmek için antrenman yaptım. İki hafta sonra da benim yaşlarda veletlerden oluşan bir çeteye dahil olarak, mahalleyi turlamaya başladım.

5- Hayvanlara karşı çocukluktan gelen bir şefkat ve düşkünlüğüm var. Bu konuda anneannemle çok iyi anlaşırız. Evde ve bahçede beslenecek ( hatta beslenmese daha iyi olacak) nerdeyse tüm hayvanlardan bir tanede edinmişimdir. Anneanne ve dedeyle büyüyen bir tek çocuk olmak benim hayvanları, kitapları, ihtiyarları sevmemi ve anlamamı kolaylaştırdı.

6- Kitaplar konusunda şöyle komik bir anım vardır. İlkokuldayken evdeki kitaplığı karıştırmayı artık adet edinmiştim. Çok sevdiğim bir kitap da Sefiller idi. Bir gün okul çıkışı sarışın A. lakaplı arkadaşımla eve yürüyoruz. Dedim ki : ‘Sarışın A, Sefiller’i okudum, çok güzel bir kitap.’ ‘Ben onun filmini seyrettim’ dedi. ‘Ah! Dedim inanmıyorum, filmi de mi var?’ ‘Olmaz mı dedi, Küçük Emrah oynuyor!’ Hayatımın ilk şiddetli şaşkınlıklarındandır hala unutmam. Daha sonra kot takımlar giyip Seyyal Taner taklidi yapmışlığımız da vardır Sarışın A. ile ama onu belki başka zaman anlatırım.

7- Şu anda masamda kıvırcık, gür saçlı bir kız biblosu var. Kucağında tuttuğu kalbin içinde ‘Yamyam iz luv’ yazıyor. Ve hakikaten benim için Yamyam iz luv :)

Komşularımın çoğu ebelenmiştir sanırım, ben kimseyi ebelemeyeyim. İçinden gelen komşu lütfen yazsın ama. Gelip okuyacağım!

Hepinize sefgiler !

8 yorum:

şifresini unutan post(u)fiyaka dedi ki...

Süper olmuş gerçekten:) Sen neymişsin meğer. Sefiller filmini her 70-80 küsür doğumlu insan gibi bizde seyrettik şimdi de seyrediyoruz ama algım değişmiş sanırım hüzün vermiyor:) Yamyamla hep mutlu olun inşallah. Colin Kazımı da unutmadan ...

endiseliperi dedi ki...

ah ne güzelsin margot'cuğum, ne yumuşak, sevecen... ağlama konusunda benim de üstüme yoktur ama şu memleket hasreti konusunda ben senin yanında solda sıfır kalırım. benim içimde de bir memleket hasreti var ama orası neresi hala bilmiyorum. bora şaşar bana, her yerde turist gibi takıldığım için. yıllardır yaşadığım şu cennet istanbul mesela, senin ve başkalarının memleketidir de ben, şu istanbul ne kalabalıklaştı dendi mi mahcup olurum. istanbul'un kent sorunları mevzusuna ise, üstüne vazife değil senin derler diye, hiç katılamam.

ben de uzun boylu olduğum için spor hocalarının çabalarını boşa çıkaran gözdesiydim. hep bir ne yapsa başaracak bir izlenim veririrm spor konusunda ama kılımı kıpırdatmadım henüz:) bisiklet konusuna ise hiç girmeyeyim daha iyi:)


sevgiler.

yaban dedi ki...

annem de naim süleymanoğlu memlekete getirildiğinde hıçkıra hıçkıra ağlamıştı, çok şaşırmıştım. sanırım bazı konularda duygusuz kalıyorum ben.

ben de evde beslenmemesi gereken bir hayvan olarak kertenkeleyi söyleyebilirim, aklıma gelen her şeyi atmıştım önüne, ama özgürlüğüm de özgürlüğüm dedi, azad etmişti babam onu...

margot, margot, margot... :)

Köşenin Delisi dedi ki...

Takla atmayı ben de hiç beceremezdim (muhtemelen şimdi denesem yine beceremem). Ters taklanın bahsini bile açamıyorum çünkü düz taklayı bile düz atamazdım ben. Beynim dönüp de popom yere değdiğinde başım kolum bacağım dört bi tarafa sağılmış olurdu :D

Veee...ben hala bisiklete binmeyi bilmiyorum!! Sanırım benden başka yoktur ühüü..

Son olarak..Yedi Kardeşe Yedi Gelin'e bayılırdım ben küçükken, bi tuhaf oldum şimdi resmi görünce :)
Sevgiler.

gezicini dedi ki...

güzel bir yazı komsucum, güzel bir pazar günü dilerim..
sevgiler
gorki

Margot dedi ki...

Postfiyaka kardeş,
Neymişim ben sahi?? :)
Güzel dileklerin için teşekkürler ;)

Pek sefgili Peri,
Bu aidiyet duygusu bende sanki kendiliğinden oluşmuş bir şey. Tam anlam veremediğim için kendimce diğer hayatımda buralardan çok mu ayrı kaldım acaba diye masallar uyduruyorum :) Dediğim gibi ben olduğumda o duyguyla beraber gelmişim buralara, ondan turist gibi takılamıyorum.

Spor konusunda benziyoruz anlaşılan :) Yoga yapmak en güzeli, sakin sakin. Spor insanı mutlu eden bir yorgunluk, halbuki bütün gün ofiste oturduğumuzda da yoruluyoruz. Ama o pek mutlu olmuyor değil mi? Durduğun yerde yorulmamak lazım demek ki :)

Sevgili Yaban,

Evet işte senin soben sonucunda benim memleket hislerim ve sulugözlü hallerim ortalıklara serilmiş oldu :)
Kertekele beslemedim bak, ama çok küçükken hamsi beslemeye çalışmışım. Eve hamsi almışlar yemek için, ben de hamsileri alıp bir maşrapada suya koymuşum. Belki dirilirler diye de başlarında beklemişim. Böyle de saftirik bir çocukmuşum.

Elif Hoşgeldin,
Takla konusunda dert yanacak birini buldum! Ters takla vardı hakikaten! Ben sonunda taklayı çözdüm, evde minderlerden kendime bir parkur yaptım ve arka arkaya başarılı denemelerim oldu. :)
Yedi deyince birden aklıma geldi, ne kadar güzel, ne kadar mutluluk veren bir filmdir o değil mi?
Sefgiler benden.

Merhaba Gezicini,
Güzel bir pazar günüydü ama çabucak geçti. Hiç dinlenemedim.
Sana da sefgiler komşucum :)

dgül dedi ki...

Hafta sonu extra yogunluklarla mesgulken yazılarını kacırmısım, ancak okuyabildim bugün.Gelelim yorumlara;
1. madde ben de aynen senin gibi.(belki daha da fazlası)
2. madde; hep sorup dururum kendime ben de, yalnız ben "kedi" filanmısım gibi hissediyorum eski caglarımı :)
3. madde; ögrenim hayatımın en büyük kabusu beden eğitimi dersi idi, ve de "kasadan atlama" mevzuu. Hic unutamam, sınıfın önünde kosup, kasanın önünde zıplayıp geri yere indiğimdeki gülüşmeleri ve de hain hocanın her seferinde yine de denemeye zorlamasını.Tüm ders notlarım en az 9 iken beden eğitimi notumun "5" olması...Aaaah, ah yarama parmak bastın vallaaa...
4. madde; üniversiteden sonra öğrenilmeye uğraşıldı, başarısızlıkla bırakıldı.
5. madde, söylemiştim sana önceleri zaten.
6. madde halen; kitaplıkta hele hele annemlerin kitaplıgında hazine arar gibi kitaplardan aranmaya, hatta deyim yerindeyse otlanmaya ( defalarca okudugum kitaplar da dahil biraz ondan, biraz bundan okumaya) bayılırım, çocukken de böyleydim.
İşte böyle Margotcugum, o kadar benzettim ki hallerini kendiminkilere, yazmadan edemedim.
Sana bir kez daha sevgilerimi yolluyor ve hep "sevdiğin"le geçireceğin uzun bir yaşam diliyorum...

Margot dedi ki...

Sefgili Dgül,
Kasadan atlama takla atmaktan bir üst seviyede kan donduran bir kabustur! Ben ayrıca doğru dürüst parande de atamaz, amuda falan da kalkamazdım. Hoplama zıplama falan derken de işte bütün bunları kast ettim zaten!
Ben de sana sevgilerimi yolluyorum, sık ziyaretlerin beni çok mutlu ediyor. Güzel dileklerin için de ayrıca teşekkür ediyorum!