Cumartesi, Eylül 02, 2006

Üç Nesil, bir film...

Yağmurlu bir günde boğaz köprüsünden geçiyoruz 3 nesil. Arabayı ben kullanıyorum, yanımda annem arkada anneannem. Puslu hava iki kıtanın üzerine çökmüş, radyonun sesi karışıyor lafların arasına. Anne, diyor annem, annesine. Boğaza bak, bu ne güzel bir şehir, ama burada yaşamak ne çileli. Margot diyor sonra bana, sen bakma. Yola bakıyorum ben diyorum, takip mesafemi koruyarak.

Anneannem yol boyunca arkada oturan küçük çocuk rolüne kaptırıyor kendini, nerdeyiz şimdi? Beylerbeyi’ne geldik anneanne. Şimdi neredeyiz? Çengelköy’e girdik şimdi. Bazen susuyor. Camdan dışarı bakıyor gözleri. Aynadan bakarak, kaç tilki gezdiriyorsun bakalım diyorum. İkramlardan ne kadar yiyebileceğimi düşünüyorum diyor. Bir poğaçayı geçmemek lazım mesela.

Hep çok özlüyorum anneannemi ama sarılana kadar anlamıyorum.

Dün gece iki kadın uyurken Crazy in Love diye bir film seyrediyorum televizyonda. Üç nesil aynı adada yaşayan kadınları anlatıyor. Artık kimseyi tanıyamayan büyükanne, kocasını bir deniz kazasında kaybetmiş anne ve iki kızı. Bol anneli bir film seyrediyorum iki anne içerde uyurken. Filmin adının neden aşk delisi, aşkta deli vs. olduğunu anlamıyorum. Bütün film olmayan erkekler üzerine neredeyse, ismi sağ gösterip sol vurmak için böyle koymuşlar sanırım. Gecenin bir vakti karanlıkta oturmuş, aslında pek de bir şeye benzemeyen bir film seyrediyorum. Ve aklımdan Holly Hunter’a şöyle demek geçiyor; Bizim üç nesil sizinkini çiğ çiğ yer be güzelim! Bir kere kusura bakmayın ama sizin büyükannenin yanında bizimkisi en hasından Zihni Sinir kalıyor. Acayip bir kalibre farkı var. Yanlış anlamayın sizinki de maşallah pek bir pamuk, çok da tatlı gülüyor ama kendine malik değil. Oysa benimkisi kızlar sizi o yaşadığınız adaya sulu getirir, susuz götürür. İlk jenerasyondan açık ara fark atıyoruz bir kere. Canım teyzem orada kaç bakıcı değiştirip, senin adın neydi canım derken, bizimkisi kendine ikinci matkabını alıyor hahaytt!

Öğlen ofisten dağınık bir vaziyette eve döndüğümde üst iki neslimin süslenmiş beni beklediğini görüyorum. Midem kazınıyor çocuklar diyorum, iki zeytinyağlı sarma yuvarlamadan şuradan şuraya gidemem. Huzursuca kıpırdanıyorlar ama pek aldırış etmiyorum. Mutfağa doğru yönelmişken, gözüme bizimkinin kıyafetleri takılıyor. Anneanne diyorum bu ceketle, hasır çanta benim değil mi? Evet diyor, ikinci el giyiniyorum ne var bunda? Zeytinyağlı dolma elimden düşüyor gülerken.

Gecenin bir vakti üçüncü nesil olarak ayaktayım. Filmde üçüncü nesli Holly Hunter ve Frances Mc Dormand canlandırıyor. İki uyuz kız kardeşler. Kendilerini başka filmlerde sevsem de bu filmde uyuz iki kız kardeşi oynamalarına uyuz oluyorum. Benim kız kardeşim de yok gerçi, tek çocuk olduğum için mi çekemiyorum? Ne hayat, ne adamlar, ne de üç nesil hakkında dişe dokunur bir laf ediyorlar. Aynı adada yaşayan üç nesil kadın ne harika deyip duruyor anne, anneanne az kalsın evi yakıyor, Holly kocası aldattı mı diye kıvranmaktan ağzını açıp bir laf edemiyor ve ben sıkılıyorum. Anneannem erkeklerin bütün ilgisinin hevesini alıncaya kadar (!) olduğunu söyler Holly, hayat hakkında pek konuşmayız aile arasında ( o konularda ben kendi kendime atıp tutmayı severim) ve üç nesle gelince bak siz vesile oldunuz ben de insanların gözüne sokma gereği duydum. Bu kadar şeyden bir hikâye çıkmıyor gördüğün gibi. Bizde oldu olacak maksat muhabbet olsun diyoruz gecenin bir vakti.

Adamlar deyince aklıma anneannemle olan bir laflama daha geldi. Telefonda laflıyoruz. Evet, dedi anneannem. Sana koca bulmalıyız artık. Sıkıldım bu muhabbetten. ( Zira evleniyor bütün aile dostlarının yaşı gelmiş kızları ve günden maddesi oluşturuyorlar verdikleri zararı bir an olsun bile düşünmeden!) Bul o zaman anneanne dedim. Nerden bulacaksın?
İnternetten (!) dedi. Ofiste çınlayan kahkaham sonucunda burada belirtmekten kaçındığım lakaplar edindim.

Yani Holly’ciğim bizim muhabbetleri izleseydiniz o uyuz filme kalmaz, esas malzemeyi keşfederdiniz işte. Üç nesilde ben ve anneannem çetenin kilit kurnazlarıyız, annem genellikle daha durmuş oturmuştur. Nereden bakarsan bak enteresan bir seriyiz.

Geceyi dolduran bir yağmur şakırtısı eşliğinde koltuğa gömülmüş durumdayım. Anneannem birden kötü bir rüyadan çığlıklarla uyanıyor. Annem ona sarılırken ben su getiriyorum. Rüyasında bir dilenci çetesi anneannemi sıkıştırmış, gözüne cep telefonu ışıkları tutarak parasını istemişler. Vermemiş. Ama çok korkmuş. Bizi çağırsaydın ya diyorum, salonda jenerik akarken.

15 yorum:

kayhan dedi ki...

roman gibi okudummmmmm :)

3 kadının hikayesi

return2 dedi ki...

En buyuk anneanne ! Cifte matkapli!

celerone dedi ki...

Ne güzel güldüm ofiste, bu sevimsiz pazartesi sabahında. Kalemine sağlık. Kadınlar acayip yaratıklar vesselam.

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

ben ikinci el kiyafette koptum...:)))

zilsizzarife'nin yeri dedi ki...

nasıl güzel yazmışsın margot,
yüzümde bi gülümsemeyle okudum yazdıklarını.Yüreğine sağlık:)

Margot dedi ki...

Kayhan,
Romanları da okursun inşallah, bu gelecek program olsun :)
Return2,
Hey hey hey! ( bi an kendimi ukrayna'dan örövizyonu kazanan o kızceğiz gibi hissettim!) ;)
Celerone,
Çok sevindim, pazartesiler sevimli bir şeylerden bahsetmek için birebir. E burnumuzun dibinde sevimli anneanne var, kullanmazsak olmaz! Acayip miyiz? Evet!
Ne Yazdı Ne Yazamadı,
Kesinlikle, en beklemediğin anda en beklemediğin lafı edebiliyor işte!
Zillizarife,
Saolasın, gülümsetebildiysem ne mutlu bana. Kucağındaki sevimliye de öpücükler!

alttire dedi ki...

ikinci el :D
babannemizin bir de katarakt hikayesi vardı margot.
üzerinden zaman geçti bayaa.
Arşivi aradım ama bulamadım.
Ben en çok o hikayeye gülmüştüm.
"wonder of the grannies"

esperanza dedi ki...

ya senaryo yazsaya anneannen. çok komik bi kadın. ellerinden öpüyorum onu.

jelatin dedi ki...

Uzun süredir böyle güzel bir yazı okumamıştım Margot.

Sana ve anneannene kocaman sevgilerimi, sarılmalarımı yolluyorum.

e-vren günlüğü dedi ki...

Merhaba, eposta adresinize konuyla ilgili mesaj atmıştım ancak, ya ulaşmadı ya da henüz kontrol etmediniz. Blogunuz, e-yaşamlar'ın konu edildiği bir bölümde yer almıştır. Şu linkten [ http://www.evrengunlugu.net/yazi/margotto ]ulaşabilirsiniz. Bir sakıncası varsa blogunuz hakkındaki yazı ve fotoğrafınız siteden kaldırılır, bilginize...

Margot dedi ki...

Merhaba Alttire,
http://margotto.blogspot.com/2005/06/ananem-ve-auras.html
Adresinden bahsettiğin cilve dolu (!) hikayeye ulaşabilirsin. :)
Esperanza,
Onun hayatı senaryo canım benim, ben de elim değdiğince yazıyorum. Not tutmak lazım bence böyle gülümseten zamanları.
Jelatincim,Matmazelim :)
Sağolasın, hoşgeldin bu arada! Ben de sana hoşgeldin sarılması yolluyorum ! :)
Sevgili Evren'in Günlüğü,
Çok teşekkür ederim. Haftasonu maillere bakamadığım için cevap yazamadım size. Çok mutlu oldum, benim için tabii ki hiç bir sakıncası yok, sevinci var.

varol döken dedi ki...

ben anneanemi geçen hafta kaybettim... öldüğünden çok beni alt komşu necati diye hatırlayarak öldüğüne üzülüyorum... anneannem 6 yıldır alzhemier hastasıydı... bence insanlar unuttukları an ölüyorlar... hayat hatırlamadıkça bir boka benzemiyor çünkü... neydi şu meşhur laf, askerler vurulduklarında değil, unutulduklarında ölürler...

hala böyle güzel yaşayan bir anneannen varken yaz... sanırım ben de artık babaannemi yazsam iyi olacak... şöyle başlayabilir: sizin hiç okumayı 40 yaşından sonra öğrendiği halde 1500lük puzzle yapan, yılbaşı gecesi bile izleyecek kadar artistik patinaj şampiyonası hayranı olan, john wayne'e bayılan, tarkan'ı çişi geldiği için samimi bulan ve sizi kızılay sodaları ve tarzan çizgi romanları ile büyüten bir babaanneniz oldu mu?

...

Mutfakta Zen dedi ki...

sekerim bir ben eksikmisim film izlenirken. ama büyük bir ihtimalle ben de annen ve anneannen gibi uyuyor olurdum. yine orada olmazdim yani.
ne var ne yok??
makarna kardesin
(ya da ablan)

Margot dedi ki...

Sevgili Varol,
Başın sağolsun. Çok üzüldüm, bence de hemen yazmaya başlamalısın. Hatıraları yazıyla sabitlemek gerek. Hele hele güzel olanları mutlaka.
Şekerim Makarna Kardeşim,
İyilik sağlık, çok şükür. Sen nasılsın, ah o plaj sefalarına katılabilsem keşke! Özledim seni. Bizim evdeki haller, daha doğrusu 3 kuşak halleri böyle. Abla lazım bizim filme, tam senlik bir rol. Kabul edersen çok sevinirim makarna kardeşim, ablam.

tuzlukk dedi ki...

süperanneanne :)yazı da öyle.
gülümseyerek okudum.