Pazartesi, Ağustos 21, 2006

Rutin İşler

Kararlı bir buzdağı gibi yükseliyorum parmak uçlarımda o zamanlar, seneler önce. Katı, soğuk ve değiştirilemez hissediyorum kendimi. Gurur duyuyorum değişmez hedeflerim, sarsılmaz inançlarım, şüphesiz inatlarımla. Daha çok toyum ve sadece inançlar var ceplerimde. Zaman yılları tutuyor yüzüme, güneşi tüm değişmez katılığımı eritiyor. Su yapıyor beni zaman akıyorum, akıyorum hayata. Damarlarında geziniyorum bu şehrin. Kanallarında akıyorum, bu şehrin ifadesini her sabah yüzünden okuyorum. Gece ışıkları sönene kadar bekliyorum. Sabahlar akşamlar kovalıyor birbirini, ebeleyeni olmayan sonsuz sobelemecede.

Sabahlar saçlar darmadağınık sokaklara fırlıyorum. Otobüs bekleyen insanlara bakıyorum, camilerin önünden geçiyorum, yeni çıkan poğaçaları kontrol ediyorum, uçan martılara yoklama yapıyorum, yok çıkana ağlamaklı oluyorum. Yokuşları tırmanıyor bacaklarım, yüksek taşlar bulup oturuyorum, arabaların sabırsız gürültülerini geçip köprülere takılıyor gözlerim. İşe hızlı hızlı yürüyenlerin ruhlarını okuyorum, otobüslerde uyuklayanların rüyalarını seyrediyorum. Esnaf lokantalarında çıkan yemekleri sayıyorum, pideleri üzerine yumurta kırılanlarla kırılmayanlar olarak ayırıyorum. Simit saraylarında içilen çay bardaklarını yıkıyorum, İnci pastanesinin profiterol tabaklarını değiştiriyorum mütemadiyen. Sinemalarda yer gösteriyorum, en çok Alkazar ve Emek’te. Kahvelerde okey şakırtıları arasında çapraz bulmaca çözüyorum, balık pazarında yeşillikleri ıslatıyorum. Yapmadığım iş yok benim. Sabah akşam su gibi kıvrıla kıvrıla akıyorum. Hikâyelerin hepsini okuyorum, sayfayı çevirirken kimseyi uyandırmıyorum.

Şu eski evlerde taş merdivenlerden suyu döküyorum sonra her kattaki komşu kendi katını o suyla eşiğe kadar akıtıveriyor. Damdan dama atlıyorum, elektrik direklerine tünüyorum, bacaklarımı sokak lambalarından aşağı sarkıtıyorum. Bazı günler de değişiklik olsun diye trafik lambalarının üzerine tünüyorum. Yediğim çekirdekleri arabaların ön camlarına atıyorum. Bazen ağaç dallarında bir gölgelik bulup, orada kitap okuyorum. Bazen boyacı çocukların omuzlarını ovuyorum kimse görmeden, ondan öyle manasız gülüyorlar bunu da söylemiş olayım. Bazen piyangocuların tavşanlarını okşuyorum usuldan, ondan hiç kıpırdamadan duruyorlar. Yapmadığım iş yok benim. Sabah akşam su gibi kıvrıla kıvrıla akıyorum. Sen tabiidir beni yok sanıyorsun, sana şu an yamuk bir gülümseme yolluyorum, kimin yüzünde belirecek bil bakalım. Bekliyorum.

Kenar mahallelerin birinde beyaz eşya satıyorum, yanındaki börekçide böreklere pudra şekeri serpiyorum, süzme mercimek çorbaları süzüyorum kebapçılarda, ağlayan kızları teselli şarkıları çalıyorum İstiklal caddesi boyunca, köfte ve piyaz tabaklarının aynı anda masaya gelmesi üzerindeyse hala çalışıyorum mesela… Sonra hava kararınca kimse pişirmese de kızartma kokuları yayıyorum duyanın aklına gelsin diye, havaya bazen ne kokusu olduğunu anlayamadığınız kokular sıkıyorum, yaşlı teyzelerin düşen çoraplarını çekiyorum çaktırmadan, uçan balonlar korkmasın diye gözlerimle takip ediyorum. Birisi çok konuşunca diğerinin yanına gelip oturuyorum sıkılmasın diye. Ofislerden çıktıklarında mahsustan hava üflüyorum sıkılan ruhların yüzüne, kaldırımların olmayacak bir yerinden çiçek açsın diye çalışıyorum sonra… Yani bunun gibi bir türlü bitmeyen işler. Sen tabiidir şimdi inanmıyorsun bana, kızmıyorum neden kızayım canım. İçini okuyorum diyorum, dudağını ısırma.

5 yorum:

The Dreamer dedi ki...

dikkatimize takilan ortak gozlemlerimiz var.. benim gibi bir izlenimcisin..gormek isteyenlerden..

gene de tahminim sen sıklıkla akıp giremiyorsun hayatin icine.. hala kati bir yanin var eritemedigin.. bunu ilk yazini okudugumda ve yorumlarinda hissettim..nedeni beni nkadar ilgilendirmiyorsa da.. atlatamadigimiz ortak bir kibirimiz de var ki, siz onu bana sorun..bir de yabancilasmak mi demiştiniz, duyamadim..ama bunun sizinle alakasi yoku tabii ki!.Peki o zaman neden yalnizdir insan.. vazgecilmezligimiz demistiniz, hani nerde?.. nerde bizden vazgecemeyenler.. soyutlayan biziz, tum yaptiklarimiz kendi kendimize.. akip karismak hayatin icine degismek, benzemek degil..en buyuk farklilik sıradanlık ve sadelik.. yeni yeni ogrendim.. yadirgamiyorum, farkliliklardaki tadlari ariyorum bu aralar.. hayat hic bir zaman annelerimizin TV karsisinda onumuze getirdigi leziz yemekler gibi kolay kolay keyif vermeyecek.. guzel sozleri ard arda siralamak benim icin n kadar kolay halbuki.. yada muthis yazmissin deyip sozcuklerin onune guzel kokan cicekler ekmek..
umarm hep akip gecer hayat sizin icin..yalniz dahi olsaniz..
sevgi le kalın..

Nes london-ist dedi ki...

kitabını
4 gözle
bekliyorum

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

bana oyle geldi ki sanki istanbul'u dinliyorsun gozlerin kapalı...nes london a katılıyorum. kitap isteriz! hatta ben imzalı isterim. bir kitabevi olsam seni mutlaka bunyeme almaya çalışırdım. sevgiler margotto.

pia dedi ki...

ben tren vagonlarına dayardim sirtimi... En cok da kucuk istasyonlarin lojmanlarinda yasayanlarin buz gibi kistaki soba yani kahvaltilarini ve yaz ikindisi caylarini severdim.
Bir tren; 07.45 de Pendik' ten kalkan, annesi ile birlikte Sapanca' ya anneanneye giden kisa ama cok kisa sacli bi kucuk kiz, etrafina bakiniyo bi elinde tren simidi,oyle mutlu ki...

Margot dedi ki...

The dreamer,
Dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de :) Yazıyorum ben işte, film şeridinin neresinden tutarsam elime bir hikaye geliyor, naparsın?
Sen de sevgiyle kalasın.
Nes London,
Daha ÇOK bebek :)
Ne Yazdı Ne Yazamadı,
Kitap çıksın da imzalaması kalsın! En afillisinden atmaz mıyım? Şöyle iki satır da yazı veririm içine el yazısıyla. Of çok özeniyorum zaten, yapma Allahaşkına :))
Pia,
Benimkisi şehir hatlarında seyahat ediyor, elinde naneli koska şeker var. Uçan Kaz dergisi de almış anneannesi :)