Cuma, Ağustos 18, 2006

Dün, bugün ve diğer günler

Geçmiş üzerime yapışmış, tenimle bir olmuş bir kabuk gibi. Yavaşça kaldırsam çok canım yanar mı? Hatırladıkça için için kanar mı acemilik yaralarım?

Çok sıcak bir ağustos ayı yaşıyoruz İstanbul’da. Kendi kendime olduğum zamanların göreceli de olsa sonlarına geliyorum. Kendimle işim bitmemişti oysa, oysa daha çok anlatacakları vardı sessizliğimin. Evin kendince loş ve sessiz duvarlarla çevrili bir kabuk, bir kale, bir sığınak olduğu zamanlardı. Ben kendimce saatlerce okuyabilir, evi adım adım gezebilir, sessiz köşelerinde kendi fısıltılarımla eğlenebilirdim. Öyle de yaptım.

Ve hiç korkmadım bu sefer. Bu sefer gece yalnız uyurken hiç ürpermedim. Nihayet kendimi sarmayı öğrendi kanatlarım, kendi kendime sarılarak uyumayı öğrendim. Hiç sıkılmadım kendimle, eskiden de çok sıkılmazdım sadece huzursuz olurdum bazen. İçimde bir yerde bu sessizlikte kesin arızalı bir şeyler çınlayacak diye ödüm kopardı. İçimden bir yerlerden kopar gelirdi geçmiş, yakama yapışırdı, nefessiz kalıncaya kadar sıkardı boğazımı. Ya dışarı kaçardım, ya sinemaya, ya da çaresizlikten oturur ağlardım. Yalnızlıktan sanırdım, yalnız olmanın böyle riskli yanları vardı. Meğer yalnızlık değilmiş. Ben yalnızlığı hep bir felaket tellalı sanırdım, tekinsiz düşlerin, hayal kırıklıklarının habercisi, acıtan, kanatan zamanların öncü depremi. Yalnız kalıp oturmak, dipsiz bir kuyunun ucuna ilişmek gibiydi ve sonunda ya sen düşerdin ya da kuyu seni çekerdi.

Meğer ben yalnızlığın günahını almışım. Yaralarını yalayıp geçiyor diye rüzgâra, onları tuzlu suda kavuruyor diye denize kızmak gibi bir şeymiş bu. Zamanla öğreniyorsun. Hatta zamanla bir bakıyorsun alışmışsın, özlüyorsun onu. Saatleri sayıyorsun kimsenin olmadığı bir odada yalnız kalabilmek için. Eskiden seni korkutup kaçıran felaket tellalın gün geliyor en iyi dostun oluyor, alıp koynuna yatıveriyorsun. Zamanla kurtulduğuna en çok sevindiğin şeydir hayat acemiliği.

Sokakta nemli bir hava var, aldığın nefesler bir süre sonra boğazına yapışıp kalıyor. Hayali saç kurutma makineleri çalışıyor köşelerde, mütemadiyen sıcak hava üfleyen. Bir yerden bir yere yürümek insanda can bırakmıyor. Oysaki ev ne güzel, ev senin yalnızlığını saklıyor ve serin bir yalnızlık bu hiç canını yakmıyor. Loş, kuzeye bakan bir mağara oluyor böyle zamanlarda giriş katı, seni saklayıp sakınacak bir yuva. Minderlerden, köşe yastıklarından en iyi arkadaşlar, çaylardan, kahvelerden kendince bir muhabbet, salon başlı başına bir kral dairesi, yatak odası sayfiye yazlık, mutfak en sevdiğim bistro, bahçeyse piknik mekânı. Hiçbir dört duvar üzerime gelmiyor, aksine dinlendiriyor beni, hiçbir çıtırtıdan ürkmüyorum artık, geceleri bir ses duyup kan ter içinde kapının deliğine yapışmıyor gözüm, pencereler açık, ara sıra gelen ve perdeleri kıpırdatan rüzgâra da alışığım.

Geçmiş tenime yapışmış, derimle bir olmuş bir kabuktu, zamanla sıyırdığım. Pembe yumuşak derim çıktı altından, öylece kalakaldım. Nemli, pembe ve yumuşak kaldı derim ama bu sefer ne olacaksa olsun dedim. Kuyunun dibine açık yaralarla oturdum. Gözümü kaçırmadan bakıyorum bu elimdeki kabuğa. Kurumuş, kendince kavrulmuş kalmış ikinci derim. Artık bana yapışık değilsin, sadece geçmişimsin.


Kabuklar içinde değilken artık acıtmıyor yalnız olmak. Tam tersine iyileştiriyor beni. Hem yalnız olup hem onunla didişirdim eskiden. Hırpalardım onu, kovalardım, o da benden intikam alırdı. Şimdi anlıyorum benimle baş başa kalmak istermiş de ben hep ondan kaçarmışım, hiç olmayacak insanlarla görüşmem, her gösterilen filme gitmem ve anne seninle Aliye seyretmem bile bundanmış. Başımı döndüren, midemi kaldıran bu kabukla yüz yüze gelmeyelim diyeymiş. Geçmişten kaçarken yalnızlığımı gücendirmişim. O da ne zaman baş başa kalsak derimi kavurmuş, canımı yakmış, içimi incitmiş.

Kaç zaman böyle yaşadım bilmiyorum. Kaç zaman geçti ben böyleyim? Uzun bir zamanmış gibi geliyor şimdi. Uzun ve kasvetli zamanlar geçmiş. Geçmiş bitmiş mi? Tek bildiğim şimdi yalnızlıkla barış yaptığımız. Şimdi onun gönlünü aldığım ve özür dilediğim. Ona ayırmam gereken zamanları fazlasıyla iade etmemi bekledi, ben de ağustos için ona bir hediye verdim. Öyle mutlu oldu ki anlatamam, yeni pembe yumuşak derimi öptü ve korkmuyorsun artık dedi. Hakikaten korkmuyorum artık, geçmiş de bir türlü çekip gitmeyen uzun bir tereddüt gibiydi. Aynı dışarıdaki sıcak gibi.

14 yorum:

esperanza dedi ki...

kabuklarından kurtulduğuna sevindim margo.

ivriz dedi ki...

çok ama çok güzel bir yazı olmuş,bir şey diyemiyorum bu konuda.

artık yalnızlık çektiğim zaman bu yazıyı okuyacağım, iyi gelecek inanıyorum.

margot harikasın.

tuhaffiye dedi ki...

okuyunca yazmak istedim. beynin dert görmesin.

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

kendinle yüzleşmek...insanı hep iyileştirir. senin adına mutlu oldum margot.

The Dreamer dedi ki...

Yazını cok begendim..diger yazilarini da simdi okuyacagim..bende yalnizlikta huzun gormeyenlerdenim..ancak daha dost olamadim onunla...

yalnizlik insanin kendi ile yuzlestigi kendini sorguladigi anlardır birazda..belki korkularimiz kendimizi gercekci bir acidan gormek ve sorgulamak fikrinden..iste o sorgulama anlarinda gecmise yoneliyor insan..olaylari, yaptiklarini ve dusuncelerini hatirliyor.. melankolik yada asikmisin! haline burunuveriyor..basklarinin algilamasi zor bir durum bu..cunku baskalari dediklerim yalnizligi tecrube edecek kadar cesur olamamis..

sevgi ile kal..

Oğuz Yılmaz dedi ki...

Ah be Margotto. Durduk yerde benim yalnızlığımı da uyandırdın. Ben de barışmıştım bir ara kendisiyle. Başbaşa kalırsak, biraz dertleşirsek anlarız birbirimizi, acıtmayız sandım. Güven olmuyor aldanma. Hiç beklemediğin bir an bakmışsın ki yine kanıyor eski yaralar. Alışmalı galiba, yara dediğin hatırlatır kendini.

return2 dedi ki...

yalnizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin
ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapini calan olmadi mi hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince
simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice
yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak
bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaliginda...

demis atilla ilhan...
belki copy/paste bir yorum oldu ama, icimden geldi margot... olur oyle arada... mazur gor...

Oya Kayacan dedi ki...

Bu barış yapmak değil, henüz tanışmaktır yalnızlıkla. Seni özlemişim.

Margot dedi ki...

Sağol espi, bitanesin.
Sevgili Tuhaffiye,
Hoşgeldin, sağolasın beğendiğine sevindim.
Sevgili Neyazdıneyazamadı,
Evet kendinle yüzleşmekti bir kısmı da, ben de daha mutluyum şimdi:)
Sevgili The Dreamer,
Hoşgeldin. Beğendiğine sevindim, ben buralardayım hep beklerim.
Sevgiler bizden efenim:)
Sevgili Oğuz,
Belki de hiç bir şeyimizin ne düşmanı, ne de çaresi olarak görmeliyiz onu. Kolay olduğunu söylemiyorum ama bazı şeyler zamanla kendliğindenleşiyor işte. Dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum ben de olan biteni.
Sevgili Return2,
İçinden geldiyse mazur görecek ne var? Kaptan'ı hatırmak lazım zaten, sağolasın.
Her hal insanlık hali, hepsinin bir yeri var bizde.
Oyacığım,
Haklısın belki de. Belki de tanışmaktan kaçıyordum, hayat acemiliği diye kendim de dedim zaten. Ben de seni özlemişim, bir ara senin sayfayı açamayınca epey telaşlandım. Geçmişler olsun demek mi lazım? Öpücükler yollarım.

caulerpa dedi ki...

çok güssel bir yazı margot. şu sıralar her türlü filme gitmemin ve cidden hiç olmayacak insanları ısrarla arama sebebimde aynı. barışıcam yanlızlığımla biliyorum ama umarım kısa sürede olur. ne dışarda olmak ne içerde keyifsiz çünkü şimdi. çok arada kaldım. çok oldum. tekrar bu güsel yazı çin teşekkürler

alttire dedi ki...

az önce kız kardeşimle konuştuk.
ne kadar uzun zaman olmuş konuşmayalı gördüm.
ağladı konuşurken. "hiç arkadaşım yok" ve "hiç arkadaşım yok diyebileceğim kimse yok" sebebiyle.
sonra oturup gezmeye başladım bloglarımı. seninkine geldim..
"yalnızlık" başlıklı bir hafta mı geçiriyorum çevremdekilerle?

zilsizzarife'nin yeri dedi ki...

yine müthiş olmuş sevgili Margot:)yüreğine sağlık..

Margot dedi ki...

Caulerpa,
Rica ederim, beğendiysen ne mutlu bana derim. Senin de içine en kısa zamanda ferahlıklar dilerim en kısa zamanda, o dışına yansır nasılsa :)
Alttire,
Yalnızlık malesef hep gündem maddesi olacak. Belki gittikçe daha da parlayacak hükümdarlığı. Ama binbir surat bir şey bu işte. Kimseninki kimseninkine benzemiyor.
Kız kardeşine selamımı söyle, her ne kadar tanımasam da. Bu arada uğramana sevindim, ben de seni okuyordum geçenlerde çünkü :)
Zillizarife,
Sağolasın güzel sözlerin için :)

NUR dedi ki...

MARGOTTOOOOOOOOO..... SEN DUBLE ŞAHANESİN YAW....BİTTİĞİM SALİSEDİR....BERİ BAK :)))))) HERGÜN YAZ HERGÜN HERGÜN HERGÜÜÜÜÜÜN ....NEREDEYSE AÇILIŞ SAYFASI YAPTIM YAPICAM SENİ HABERİN OLSUN.GOOGLE YERİNE MARGOTTO ARAMA MOTORU...VALLAHİ BİLLAHİ ÇOK SÜPER ŞAHANE OLMUŞ BU YAZI...NOT: DİĞERLERİ GİBİ ... DUBLE DUBLE SEFGİLERİMLE...DURMA FONDİPLE...