Pazartesi, Ağustos 14, 2006

İçimdeki hikâyelerin korkusuz savunucusu

Evet, paralize oldum ben. Şu an çayımın yanında şu karanfilli sigaralardan bir tane daha istiyorum o kadar. Uzun zamandır yazamamanın verdiği yorgunluk var üzerimde. Yazamadıkça içimde kuruyan, akmayan, donup kalan, tıkanan ve acıyan bir şeyler var. Ve kıpırdamadıkça parmaklarım, hiçbir şey o tıkanıklığı açamaz. Parmaklarımın hareket etmesiyle içimdeki camları açıyorum, içerdeki öyküler parmaklarımdan taşıyor ve ben inanılmaz bir hırs, coşku ve kendini kaybedercesine bir açlıkla yazmaya başlıyorum. Unuttuğum değil, hasretini çektiğim tek sevgilim. Senden ayrı kalmaya dayanamıyorum. Hayatımdaki tıkanıklıkların tek tesellisi sensiz yapamıyorum.

Böyle bir aşk var işte aramızda neden bahsettiğim çok da önemli değil. Konular, konuklar değişebilir, mevsimler değişir sonra, arkadaşlar değişir, sevgililer değişir, ülkeler, kıtalar değişir belki. Ve bırak bunları ben her sabah değişirim. Değişmiş uyanırım. Dün ezberlediklerimden birini mutlaka unuturum, sabah birden bire senelerdir giymediğim bir şeyi giyme isteğini bulurum içimde, ya da senelerdir konuşmadığım birini hatırlarım. Aklıma birden daha evvel hiç aklıma gelmeyen bir iş yapmak düşer. Bir sabah aniden birini unuturum. Bir sabah aniden birine âşık olurum. Bir sabah aniden her şeyi boş veririm, çok önemli bir karar alırım veyahut ve her sabah bir pulumu yeniler hayat. Ama yazmak hiç değişmez. Yazmakla ilgili bir şeylerin kılına bile dokunamam. Canım yazmak istemezse o gün, iki gün sonra daha çok isteyeceğini bilerek sevinirim. Ancak bir şeyler birikiyorsa canım yazmak istemez, birikenlerin parmaklarımı kıpırdatacağı zamanları düşünür bir yandan sevinirim.

Oysa hayat sen ne kadar da mütemadiyensin. Ben seneler oldu seni böyle bilirim. Baktım senin kılına dokunamıyorum tuttum kendi pullarımı yeniledim. Can sıkıntısından kendi tüylerini yolan kuşlar gibi bir süre tüysüz, dımdızlak gezdim. Günler günleri kovaladı, yazdıkça yeniden çıktı tüylerim, şimdi hayat sen bir yandan mütemadiyenken ben senin içinde kanat çırpan biriyim. Âşık olduğunda içinde kanat çırpan bir kuş gibiyim, hızla yükselen, kendini duvarlara çarpan, kanatan, sonra üşüten, devamlı hasta olan, birden canlanan, ele avuca sığmayan, pır pır eden, uçup giden, değip geçen, yapışıp kalan, paralize olan, yattı balık yan giden, sudan çıkmış balık, çırpına çırpına kendini helak eden, koyduğun yerde durmayan, kafası iki dakika boş kalmayan, sen her ne kadar mütemadiyensen her uykudan bambaşka âlemlerden gelmiş gibi uyanan biriyim. Dengesizliğimi seveyim, densizliğime vur ben böyleyim.

Seneler içinde durulup dinlenmemi bekleyen herkese nanik yapan biriyim. Sonradan açılanım, fotofinişçiyim, derinden yüzerim, karda yürüyenim, izlerimi derine gömenim. Her sabah kalktığımda mütemadiyen bana cilve yapmana hayran biriyim. Parmaklarımı kıpırdatıp sana cevap mektupları yazan biriyim. Kendinden bahsetmeye bayılan biriyim, kendince halden hale girenim, arkadan dolaşıp pat diye yanında bitenim, unuttuğumu sanmak gibi hatalara düşmeyesin ben hatırlatan biriyim.

Ve her sabah kalktığımda yeni birileri olduğumu bilerek ve o yeni kimselere ancak parmak uçlarını klavyede gezdirerek yetişebilen biriyim. Onlar parmaklarımdan akarken gerçek olurlar ve gerçeğe ne kadar inanırsam o kadar yalana döner her şey. Hayal âlemlerinden gerçek kuyulara ipler sarkıtan biriyim. İşte ondan yazılacak bütün satırlardan sorumluyum, yazdığım bütün satırları azadeyledim. Benden çıkmasalar beni yıkar geçerler, ben her sabah kapılarını açıp yabancı bir sürü insanı dışarı salan yolgeçen hanlarından biriyim.

Çünkü buralar kalınacak yerler değil bilirim. Herkesin değen geçen hikâyelerini biriktiririm. Köşelerde nöbet tutarım, kafamı bozanın yolunu keserim, olmadık hikâyelerle akıllarını çelerim. Hikâyeler yorgun yolcular gibi dinlenirler kafamda, kimisi yer içer, aylarca kalır. Kimi gelir gelmez huysuzlanmaya başlar kaçmak için ayılıp bayılır, kimi bir delik bulur saklanır, kimiyse hiç gelmemiş gibi yapar, ancak kapıdan çıkarken kaldığına uyandırır. Hikâyelerin hepsi envai çeşit karakterdir, bazıları birbirine değer diğerini kanatır, bazıları el ele tutuşur aşkla meşkle kaynaşır. Ben sadece her sabah kapıları açarım, yeni yolcular gelir, hayatın mütemadiyenliğinin ağlarından kaçıp kapılarımda biterler, sonra misafirlikleri bitince haydi derler aç kapıları. Bembeyaz bir sayfa açarım, başlarım parmaklarımı kıpırdatmaya. Kanatları çıkanlar hemen kanatlarını açıp kapılara koşarlar, parmaklarımdan bir şeyler kanatlanır. İçimi bir şeyleri daha bırakmanın, uçurmanın yumuşak başlı sıcaklığı sarar. Gider kalan hikâyelerime sarılır, içimdeki tüm hikâyelerin korkusuz savunucusuna, onları birbirine ekleyen o çalışkan romancı çocuğa teşekkür ederim.

13 yorum:

jelatin dedi ki...

Çayın yanında "şu karanfillilerden" yakınca çayın tadını alamıyor insan... Size de öyle olmuyor mu Sayın Margo?

return2 dedi ki...

Ve de iyi ki varsin ve boylesin Margot...
Goruyorum ki witness adi daha cok sana yakisirmis...
(Bu sefer en hizli yorumcu olamadim kahroldum bak simdi)

Margot dedi ki...

Jelatinciğim,
Ben aslında karanfillilerden içmezdim pek, ama bu yazıyı yazarken canım çekti birden. (ve akabinde kulaklarınızı çınlattım sevgili komşucuğum) Çayın tadını alıyorum da sanki diğer sigaralardan daha baskın bir sigara bu, çayın tadının koluna girmiyor, üzerine üzerine gidiyor.
Akşam eve gidince sütlü kahve ile denedim, tavsiye ederim:)
Sevgili Return2,
Sağolasın, aman sakın kahrolma, hep iyi ol, keyifli ol inşallah.

postfiyaka dedi ki...

Bah ya !
sadece bunu yazmayı çok isterdim ama herkes anlamayacağı için harika yazın için teşekkür etmek yeterli sanırım

Ayrıca o karanfilli sigaralardan bende istiyorum 1 tane ona göre

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

margocuk seni cok kıskandım. belki kıskanmak değil başka bir şey. ozenmek. bana da ogretmelisin eğer ogretilebilir birşeyse. o zaman belki adım yazar olur. benim de boyle hayallerim var işte. bir sabah kalkıcam aklıma bir karakter gelicek bir hikaye oluşacak kafamda falan filan. olmuyor. sadece yaşadıklarımı yazabiliyorum. neyse daha sıkı deniycem. demek istediğim o ki her türlü akla ve fikre açığım.

Margot dedi ki...

Postfiyaka,
Bah ya! :)
Bir şeyler yazıyoruz işte bakalım, Allah bi yolunu gösterecek elbet, hep böyle gidecek değil ya! ;)
Karanfillilere de alışma bak, pişman etme beni!
Sevgili Ne yazdı ne yazamadı,
Bir sabah kalktığında kafanda bir hikaye oluşabilir elbet, ama bende öyle olmadı. Ben sadece yazdım, sabah akşam, yazdım yazdım yazdım. Yazmayınca bir fenalıklar geldi, bir yerlerde durunamadım. Sen de fazla düşünmeden yazmalısın, sabah kalkar kalmaz mesela aklına ne gelirse bir deftere yaz. Ben öyle yapıyorum. Yaşadıklarını yaz başlangıç olarak, sonrası gelecektir zaten. Ben son zamanlarda Julia Cameron'un yaratıcılıkla ilgili kitabını okuyorum. Onu da tavsiye edebilirim naçizane.

UZAK dedi ki...

Selam Margot,

Cok keyif aldim satirlarindan. Keske ben de boyle yazabilsem dedirttin bana...Iyisi mi sen yazmaya devam et, ben kiskana kiskana okumaya :)
sevgiyle

Hande dedi ki...

Biliyorsun degil mi seni okuyunca icime ayna tutanin geldigini ve beni bazan hafiften de korkuttugunu.Kendimi gozetlenirmis gibi hissettigimi.

Hep yaz Margot.Ozleniyorsun yazmadigin zamanlarda.

Margot dedi ki...

Selam Uzak,
Çok sağolasın güzel sözlerin için,
sevgiler benden!
Handeciğim,
Hep yazıyorum zaten ama hepsini burada okumuyorsunuz sadece. Bir yerlere çekilip defterler dolduruyorum. Ama Margotto'nun yeri başka, sizin de öyle!

uykusuzadam dedi ki...

o çalışkan romancı çocuğu biz de pek bir seviyoruz, gözlerinden öpüyoruz :)

margot bizi diskoya götür :)

Margot dedi ki...

Uykusuz,
Kadim komşum sağolasın,
Okullar açılmadan bir kere mutlaka gidelim! :))

The Dreamer dedi ki...

guzel yazarasin yazmaya devam et lütfen..sevgiler..

gaykedi dedi ki...

Aşk ve Felsefe.....(I)

Binlerce yıl boyunca hayatın, evrenin, insanın sırlarını arayan filozoflar küçümsemeyle "aşk" konusuyla hemen hemen hiç ilgilenmediler, insanın en temel duygularından birinin varlığını "önemsiz insanlara ait" bir mesele gibi gördüler.

Sadece mantıktan oluşmuş "duygusuz" bir dünyanın sırlarını çözmenin peşine düştüler.Evrenin bazı sırlarını sezseler de "insan" onlar için bir sır olarak kaldı.Aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof Arthur Schopenhauer oldu.Huysuz ve karamsar bir adam aşkın sırlarını aradı.Felsefeyle ilgilenmeye başladığında kendisinden önceki filozofların aşka hiç önem vermemiş olduklarını şaşırarak fark etti..

Aşk ortaya çıktığında "mantığı" yok ediyor, mantıklı düşünme düzenini parçalıyor, aklın kavrayamayacağı tuhaf bir kaos yaratıyordu.Felsefenin "mantık tutkusu", bu mantıksızlığın kapısından geçemiyor ve bu anlaşılması zor karmaşayı yok saymayı yeğliyordu."Aşk en ciddi işleri sekteye ugratiyor, hatta en büyük zihinleri bile kariştiriyor. Devlet adamlarinin müzakerelerine, bilim adamlarinin araştirmalarina burnunu sokuyor,en sofu din adamlarını baştan cıkartıyor,bir yolunu bulup bakanliga ait evraklarin arasina, filozoflarin müsveddelerine, küçük aşk mektuplari, saç lüleleri olarak ilişiyordu."Ve Schopenhauer, "mantigin" aşk karşisindaki yenilgisine "mantikli" bir neden buldu......

devamı.......Aşk ve Felsefe.....(II) ve (III) icin, http://gaykedi.blogspot.com/ bu ilk bölümüydü (I)