Perşembe, Mayıs 04, 2006

Aşk acımıza yara bandı şarkılar

Perihan Mağden’in Ajda Pekkan tutkusunu Perihan Mağden’i takip edenler bilir. Ajda bir depresyon savardır. Benim de en depresif zamanlarımda bu reçeteyi kullanmışlığım, arabada kasetçaların sesini gazla beraber kökleyip O benim dünyam! Diye (Özgü Namal’ın Axess reklâmındaki şirinliğinin yanından bile geçmeyen, üstüne üstlük dişlerin arasından sızan bir öfkeyle) kendimi kendine gelmeye davet etmişliğim vardır. Zamanında işe yaramıştır, öylesine güçlü, öylesine güzel öylesine benim olan bir dünya hayali.

Geçenlerde Aktüel’deki yazısında bu terk eden, etmeyi becermekle kalmayıp bir de postasını koyan, fişi çeken, çekip giden kadına örnek, gönüllerdeki Ajda sesine de varis olarak Hande Yener’i göstermişti Mağden. Ajda’nın bu meydan okuyorum, hayata ve sana tavrının devamını Hande Yener’de gördüğünü, yeni çıkan neşriyatına da bayıldığını belirtmişti. Ben bir Mağden sever, Aktüel’i Mağden için alır, okur gibi yapıp bir kenara bırakır biri olarak çok fazla katılmıyorum bu mirasçı fikrine aslında…

Hande Yener’in bu posta koyan tavrı belki, tavır olarak bir devam niteliğinde olabilir. Sana taptığım yıl geçen seneydi, gelene hay hay gidene bay bay, sen yoluna ben yoluma tavrı aslında güzeldir bir yerde. Neden? Çünkü elzemdir. Çünkü insan sonsuza kadar acı çekemez. Ona acı çektirene boyun eğemez, gidene de kelepçe takılamaz. Gün gelir giden gider, kalan kalır, silkinirsin ve kendine gelirsin, gelirken de (kendine) dinlediğin şarkılar bellidir. Ama şimdi biraz da dürüst olmak gerekirse bunlarda da biraz acı çekme halinin üzerini kapatacağım diye aşırı atılmış bir cila sezilmez mi? Ben işte bu cilayı Hande Yener’de biraz fuzuli ve kabaca atılmış buluyorum açıkçası.

Ama bir yandan anlıyorum da. Yani o kadar hassassın ki, derine ne değse canını yakacak. Şimdi sana kalın bir battaniye lazım, hatta şöyle kabuk gibi bir zırh. Belki en kalını en iyisi bu zamanlarda. Çünkü sen şimdi en iyi savunma saldırıdır felsefesindesin. Kendin elden giderken, biri seni senden alıp giderken bütün saldırılar mubah. Ona her şey mubah.
Son çıkan neşriyatlarında Redd isimli kardeşlerimiz ( kendilerinde isimlerinden de sızan bir reddetme hatta bir yok sayma seziyorum ki o da lazım tabii bünyeye) şöyle diyorlar mesela:
‘ İstemiyor artık canım, hiç üzülme umurumda değil, hoşça kal derim. Benim için artık bitti, geri dönmen umurumda değil, hoşça kal derim. Telefonda ağlıyorsun, gözyaşların umurumda değil.’ Güzel kardeşlerimiz o kadar çok reddetmişler ki nerdeyse yadsıma mekanizmalarını yakacaklar tekrarlamaktan. Dikkatimi çeken bir şey de ; bu arkadaşlar hep pişman oluyorlar yaptıklarına, ben ettim sen etme diyorlar, bir de ağlıyorlar üstüne üstlük! Yani yapıyorlar ediyorlar ve sonra da tornistan, bir de böyle bir yüzsüzlük. Aranıyorlar mı demeliyiz bu mevkide acaba? Sanırım şu sıralar yaşanan hayatların kıvamı ve de formatı gereği evet. Bazen geri dönen bile yoktur ortada aslında, ama o an sanki o dönmüş de hahayt güldürme beni, kış kışşş diyormuşuz gibi hayallere dalıp, daha bir can-ı gönülden söyleriz şarkıları yalan mı?

Zira yukarı paragrafa çengel atıp, buraya konuyu iliştirirsek, insanlık hallerinden gerekli olan biri de ayağını yere sıkı basman gerçeğidir. Bu bir ihtiyaçtır. Zira o kadar gel git içinde tarazlanan ruhunun bir yara bandına ihtiyacı vardır. Yalan da olsa bazen, telkin yoluyla değişmen, değişemesen de bazen değişmiş gibi yapman gerekir. Şarkılar o an senin için bir ayin gibidir. Tekrarlarla inanırsın, bazen kendi beynini kendin yıkaman gerekir.
Ah o canını yakıp giden, sonra geri gelip pardon diyenler. Sen belki içinden on kere affetmeye meyillisin, tövbe etsen de bin kere tövbeni bozmaya meyillisin, belki senden adam olmaz. Ama diğer yandan da kaybeden olmak ne fena şey öyle değil mi? Bu sıralar aşk acısı ne no no bir şey değil mi? Yenilmek, kolu kanadı kırık kalmak çok fena. Western filmlerinde acı çeken atlar gibi olacak sonun diye korkmaya bile başlayabilirsin sonunda. Of aman çok arabesk.
Yani bazen Müslüm’ün Amerikan rakısı sponsorluğunda, terennüm ettiği fazlasıyla Türk (!) hisleri insana ağır gelebilir. Ama işte aynen de öyle, o hislerle dolduğunu itiraf etmek kolay değil. O zaman daha mantıklı ve batılı bir telkin lazım. İncinen bacağa sıkılan dondurucu bir fısfıs gibi bir şey lazım sana. Dengeyi sağlamak lazım zira. Biz tarihinde ve damarlarında doğulu, geleceğinde ve umudunda batılı bir milletiz, öyle bir format var derinin altında. İşte bu yüzden Ajda’nın tavrına da Müslüm’ün ahına da hastayız. Hastayım ben şahsen.

Belki ikisinin ortası yine derinin altındadır. Yani demem o ki, biz de kan kusup kızılcık şerbeti içilir, kol kırılır yen içinde kalır. Yani bir acıyla çok da yüz göz olunmaz. Yani efelenmek güzel tabii, ondan bence Ajda da güzel. Ama cümleyi bağlayıp fiyonk yapmak gerekirse, bu efelenme cilasındaki tavır bence önemli. Zira acı geçince, cila da geçiyor. Eldeki malzemeyle kala kalıyorsun. Bundandır ki ben Hande Hanım’ın cilasını biraz fazla kalın (!) buluyorum. Acısını saklamaya yetecek kadar bir yüreklilik seziyorum onun şarkı sözlerinde. O anı kurtaran ama bu acil durum geçince manasızlaşan şarkılar gibiler. Bana şahsen normal(!) halimle senin aşkın balondu söndü canım benim demek çok manasız geliyor hatta iç acıtan bir komiklik varsa ona daha bile yakın. Ondandır ki ben Hande Hanım’ı bu efelenme jargonunda yetersiz, varislik konusunda ise hepten oluru yok görüyorum.

Evet, hayat devam eder, sen başını hep dik tutarsın ve sana da bu yakışır. Bu tavrın da hayatın kıvamında bir yeri vardır. Seni hayata yapıştırır. Ama bir zamanlar bile olsa aşık olduğun bir adama, o adam gitse de, o iş bitse de, sen artık tak kimi istersen koluna, balonlarla işim olmaz sönüyorlar zira denmez gibi, denirse yakışık almaz gibi… O adama olmasa da hatırasına sadıksan, olmaz gibi sanki… Değil mi?

12 yorum:

esperanza dedi ki...

galiba ikisinin hitap ettiği kitleler değişik. daha doğrusu değişti. ajda bize göre. hande yenerse daha popüler ilişki adamlarına yönelik şarkı söylüyo.ajda hiç birisi senin kadar sevilmedi diyen bir sevgili profili çiziyor. burada popüler kültüre de değinmek gerek diye düşünüyorum. şimdi unutulamayan sevgililerin yerini balon ilişkiler aldıysa sebebi popüler kültürdür. tüketim toplumu olmanın sonucu olarak da görebiliriz. ilişkiler de çabucak tüketilir oldu. ajda ile hande yener arasında kültür çatışması var da diyebiliriz.(her ne kadar ajda her zaman hepimizden genç göstermeyi başarmış ve kliplerinde üniversiteli kızı oynamaktan çekinmemişse de)
sevgili margosan bu güzel konu ve yazı için sana tebriklerimi sun mayı borç bilirim.saygılar&sevgiler

seçil dedi ki...

ben de Hande Yener'in şarkılarındaki "terli terli yeniden koşulmaz" gibi estetiği olmayan, gereğinden fazla günlük yaşamdan alınmış sözler sebebiyle özellikle uzak duruyorum. bu sözlerin acıyı hafifletici bir etkisi olabileceğine ben de inanmıyorum. aslında onun şarkılarında (en azından son 2 klibindeki) sözlerin çok da etkili olması istenmemiş gibi. müzik hareketli olsun, insanlar dans etsin, azıcık da aşk geçsin içinde, ben sevmem zaten sık sık aşık olurum modunda. kalın ciladan kastınız da bu herhalde.

uykusuzadam dedi ki...

evet ama hande yener; ilk görüşte hissedilen fiziksel çekimi aşk sanan/sayan yeni yetmelere şarkı söyleyerek başladı müzik hayatına (örn.kenan doğulu). yoksa senin aşkın balondu söndü, sözünde esasında iğne sadece balona değil, sözü söyleyene de batıyor olsa gerek. sen şişirmedin mi balonu sonuçta ?
eğer kızın uzun bacaklarına, erkeğin pis sakalına; kızın kovboy çizmeleri ve kısa eteğine, erkeğin arabasına tav olup buna da aşk diyorsak; elbette balonlar söner, aşkımız geçen senede kalır.
ajda ise en küçüğü 30-40 yaşlarında daha güçlü, ayakları yere basan kitleye söylemiş zamanında..

vintage biscuit dedi ki...

müslüm babayı bi günlüğüne bloğuma misafir ettim :) tesadüfennnn:)

yamyam dedi ki...

40 yıl düşünsem bi gün bi yazının içinde Hande Yener i kritize ediceğin aklıma gelmezdi zu cum:))) Müslüm bey için şunu söyleyebilirim ki adamın sesi bende Miles ın trompetinin tesirini yapıyor. Miles da iki dudağı arasından ruhunu üflerdi, o yattıkça Allah sana uzun ömür versin zuzy.

ivriz dedi ki...

ajda nın şarkıları klasikler arasına girmiştir ve daha uzun yıllar bıkmadan dinlenecektir ama hande yener kalıcı klasik olabilecek şarkılar yapmıyor, bu yüzden bu varislik olayını tutmadım ben.

bu arada, çok güzel yazıyorsun tebrikler.

Adsız dedi ki...

Efenim,

yazdiklariniz hostur. Bilhassa kucucuk bir deginmeye yol acmis reklam SIRINESI Ozgu Namal`li reklami taaa elinin korundeki ulkeden gordum ve acikcasi midem kalkti, zaten belli bir cizgisi yok. Elit oyunculuk (Yeditepe Istanbul) populer zirvalik (Tirtlar Vadisi), simdi de reklam sirinesi (!).

Hande Yener gercekten cok iyi bir sese sahip, ama dunya starlarinin tavrini tutturma cabasindaki basarisiz stili (dis gorunum vs) ve isabetsiz secilmis sarkilari ile kendini 40 yasina kadar yetenegini ziyan, ama dunayligini saglam ettikten sonra belki gercekten cok esasli islerde dunya (en azindan Avrupali) muzisyenlerle yer alabilir. Aman Ajda`nin E. Masias`i gibi bisi kastetmiyorum. O vakitler biz bisi sanirdik E. Masias`i.

Ay uzun oldu ama oldu galiba.Bu arada Margot sen sik sik yaz, seviyorum seni okumayi.

Margot dedi ki...

Esperanza,
Reca ederim ben teşekkür ederim sana :)) Saygılar sevgiler benden;)
Seçil Merhaba,
Kalın ciladan kastım bu ve anlaşılmak çok güzel bir his:)
Uykusuz Bey sizi buralarda görmek ne güzel:)
Haklısınız kesinlikle.Ayağı yere basan kitle olarak katılıyoruz size :)
Vintage Hoşgeldin:)
Müslüm Baba'nın son neşriyatını severek dinliyoruz. Tesadüfleri seviyoruz, her zaman beklerim :)
Yamyamcım,
Böyle sağı solu belli olmaz biriyim ben işte, amman dikkat :)Allah senin de iyiliğini versin, Brezilya şanslı memleket vesselam ;)
İvriz Merhaba,
Teşekkür ederim. Böyle kahveyi alıp dedikoduya dalıyorum bazen, ee o da lazım :)
Sevgili İsimsiz,
Sık sık yazmayı ben de istiyorum inan. Ama hem işten güçten vakit bulamıyorum hem de buraya bir şey yazınca sizin en azından hoş :) bulacağız bir şey yazmak istiyorum. İnce eleyip sık dokuyunca, vakit de dar olunca istediğim sıklığa erişemiyorum maalesef. Ha bir de halen hastayım Allah sizi inandırsın.
İstanbul sana sesleniyorum Mayıs ayının ilk haftasını idrak ettiğimiz şu günlerde terbiyesizliği kes, ortalıkta lahana gibi dolaşmaktan feci derecede sıkılmış bulunuyorum bak!
Margotto!
Hayatının kıvamını kulak memesi kıvamına getirmeye ahdetmiş blog!

hera dedi ki...

hande hanımla ajda hanımın hakkaten bir ilgisi yok ama, hande hanımın yeni hali konusunda sol taraftayım ben. bakışındaki sesindeki durgunluk onu farketmemi sağladı onca insan arasında. bagır bagır mekanizmasinda bir rahatlama olmuş sesinde, ki, ne söylerse söylesin, sanki güzel söyleyecekmiş gibi duruyor.
dinleyince daha esaslı bir şeyler yazayım bari:)

. dedi ki...

gercekten uzak kalmisim ulkeden, unuttum cok kisinin ismini sanirim ama Ajda Pekkan'i hatirliyorum. Tabii ki Perihan Magden' i de okurdum, hatta yanimda kitplarindan bir ikisi var burada...Yazilarini okumayi seviyorum Margot. selamlar uzaklardan.

namaste

ycurl dedi ki...

hande yener'i hic dinlemedim o yuzden tam karsilastirma yapamiyorum ajda pekkan ile. Sozler bahsettigin sekilde ise son yillarda cikan butun pop sarkilarinda bahsettigin o cila varmis gibime geliyor. Sarkilarin cogu bana fast food restoraninda ayakustu atistirilan hamburger gibi geliyor. Karninin acligini bastirirsin ama vucuduna yararli bir tek kalori bile almamissindir. Pop sarkilari da o hizli tuketimin bir parcasi iste. Ajda ve Muslum ise farkli. Dusunsene kac kusak onlari dinledi ve hala dinliyor.

Margot dedi ki...

Hera,
Hande Hanım'da dediğin gibi bir hal fark etmedim doğrusu, sanırım şarkılarını sevemedim ben. Ondan sabredip analiz edemiyorum :)
Ben Suyum,
Çok teşekkür ederim, ben de sana sevgilerimi yolluyorum İstanbul'dan.
Ycurl,
Haklısın, sırf gidene posta koyan tarz(!) da söylüyor diye de varis olmasın bence. Uslüp da önemli canım :)