Salı, Şubat 14, 2006

Margot Nine Ve Kış Hayalleri

Havaların 8–10 derece kadar düşeceğini müjdeledi(!) meteo takipçisi yetkililer. Brütüs gibi dolandığım kırmızı battaniyem ile Eurosport seyrediyorum. Aslında kış olimpiyatları başladığı günden beri bu kanala takılıyım. Çengelliyim, bitişik nizamım. Torino’daki açılış da ne açılıştı ama sayın okuyucu. O nasıl bir baş döndürücü ışık, dans, performans, drama, opera… O ne gösterişti! Pavorotti’nin sesi odayı doldurduğundan vay beeeh! Demekten alamadım kendimi. Neyse uzun lafın cücesi galada kaynaştık, her akşam sözleşmiş gibi buluşuyoruz artık.

Bu akşam buz üzerinde yarışan adamların olduğu adını bilmediğim spor dalındaki müsabakaları seyrettim. Müsabıklar üzerlerine ikinci deri gibi yapışan örümcek adam kıyafetleri ve çizgi roman kahramanı gözlükleri ile vın vınn diyerekten yarışıyorlar. Hepsi birer Fantom, bir kurukafa yüzükleri eksik. En nihayetinde Joey Creek isimli Amerikalı çizgi roman kahramanı yarışı kazanıyor. Rus rakibi ikici olabiliyor ancak. Yarışmacılardan ikisi düşüyor ve karizmayı çizdiriyor. Koreli müsabık çizgiye bir santim kala kendini yüzükoyun buzlara bırakıveriyor. Haydaaa! nidalarının değişik dillerde yankılanmasından oluşan bir gürültü çarpıyor kulaklara. Tüh her dilde aynı yankılanıyor zira.

Şimdi e ne güzel bakıyorduk biz size, ben ve kışlık Brütüs battaniyem? demeye kalmadan Artistik Patinajcı çiftlerimizin müsabaka sırası olmasın mı? Hay hay… Olsun tabiî ki. Bundan iyisi Alaska Frigo. Bu sefer atem tutem ben seni türküsü eşliğinde kızların havaya fırlatıldıktan sonra buza konmalarını, konamayanların talihsizce düşmelerini seyrediyoruz. Her düşenden sonra: Ah be güzelim bir düşmesen kapmıştın teknik puanları! Demeye başlıyoruz. Bazı kızlarımızın kıyafetleriyle Televole yorumlarına kapılıp gidiyoruz, bazılarının böyle adamlar onları başlarının üzerine sanki çok basitmiş gibi kaldırıverdiklerinde, bizim normalde bile duramayacağımız hallerde durmalarına şaşıyoruz. Bazen böyle kurmalı gibi aynı anda kendi etraflarında dönmelerine, bazen de pilli gibi bir an bile duraksamadan hoplamalarına, zıplamalarına, süzülmelerine ve konmalarına hayranlar oluyoruz. Hayranınızım artistik buz pateni müsabıkları. Ağzım bir karış açık seyrediyorum, çayım soğuyor size bakarken, aklım şaşıyor. O derece müptelanızım.

Geçen senelere kadar, ah bizim memleketten birileri de çıksa da şöyle kuğular gibi, buz perileri gibi salınıverse diyordum şu parlak buzlar üzerinde. Sonra bu sene bir baktım Tuğba kardeşimiz de katılmamış mı müsabakalara? Olimpiyatlardan önce sanırım Avrupa müsabakalarıydı, sallamak gibi olmasın, seyrettim kendisini. Nefesimi tutarak, ıslak kafamı bile kurutmadan zımbalandım televizyon karşısına. Kalbimden çıkan bütün Örövizyon, Avrupa kulüpler kupası, yürüyün be çocuklar! Hislerim mideme hücum etti yine. Zaten onlar her milli müsabakada ortaya çıkmak üzere orda hazır ve nazır beklerler. Tuğba’nın buza çıkışıyla hemen ayaklandılar. Aslında senelerden ve ondan bile öncelerden beri bir tane bile sporcu çıkaramadığımız bir dalda durup dururken umutlanmak, Banu Alkanlanmak olurdu ki lüzumsuz bir uğraş nerden bakarsan bak. İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte içimde oley çekmeye hazırlanan bizim mahalleden çocukları yatıştırdım, kendilerini sağduyuya davet ettim ve elimden geldiği kadar soğukkanlılıkla (!) Tuğba’nın serisine odaklandım. Kızımız her şeyi gayet yerli yerinde yaptı ve değil düşmek, tökezlenmeden bitirdi meseleyi. Bizim çocuklar gayriihtiyarî bir hobarey! Çektiler yine içerden. Tuğba bu Olimpiyatlarda Türk takımının bayrağını taşıdı, inşallah yine yüzümüzü ak edecek.

Sonra acaba dedim Tuğbacığımız canımız ciğerimiz, nerelerde hazırlandı bu müsabakalara? Benim aklıma Galleria dışında buz pateni yapılacak yer gelmiyor? Ne yani milli sporcumuz, göz bebeğimiz Galleria’da hamburger kokuları içinde, salto çalışıyor olamaz! Tabii ki Kanada’da yaşıyormuş Tuğba. Orda yabancı hocasıyla çalışıyor, Olimpiyatlara hazırlanıyormuş. Normali de buydu zaten. Bizim mahalledeki çocuklar ne kadar hasretse, içinden ne kadar deli divaneyse de bu mevzulara... Şartlarımız, şurtlarımız da o kadar elverişsizdir. Her ne kadar dönüp dolaşıp, aday olsak da Olimpiyatlara-saf, candan ve elimizden tek gelen o olduğundan-internetten gelen maillerle dolduruşa gelip her aday ülkeyi sanal sanal sollasak da, bir buz pateni yapmak isteyen çocuk nereye gider diye sormayız, soramayız.

Kışlık Brütüs battaniyeme sarılı birbirini kötü bir seriden sonra sarılarak teselli eden çifte baktım. Buz pateni yapacak buzdan parlak çocukların Kanada’ya gitmek zorunda kalmadığını, bizim mahallenin çocuklarının yine dayanamayarak sulu gözle seyrettiği bir seriden sonra Türk çiftinin Olimpiyatlarda sarılarak birbirini kutladığını ve seyircilerin onlara sevgililer günü hediyesi diye değil, tertemiz kaydılar diye, yüzümüzü aydınlattılar diye atıkları pelüş küçük oyuncakları düşünerek hayale daldım.

14 yorum:

damn dedi ki...

Bu yazı hiç bitmeseydi de okurdum sanırım. Ben küçükken -çok büyüdüm şimdi- yazlıkta trt'de 2 veya 3'te verirlerdi müsabakaları denize gitmez izlerdim. Sonra Buca'da Hasanağa Bahçesi'ni keşfettim. Kendimi buza bıraktım, böyle bir keyif olamaz. Tamam saltolar atamıyorum durmak için patenleri yan yapıp buzları kazıyarak attıramıyorum ama yine de kayabiliyorum. Gitmeyeli kaç sene oldu, uğrasam mı ne?

mtlda dedi ki...

Ben de küçükken heyecanla şampiyonaları beklerdim. Alexei Yagudin diye bir sarışın vardı, hayran olduğum ilk erkekti. Her yarışmada kimsenin yapmadığı hareketleri yapar, kafasını oradan çıkarıp buradan gösterir, böyle bi' acayip döner durur ve her seferinde birinci olmayı başarırdı. Bir gün Evgeni Plushenko diye bir şeytan türedi ki düşman başına diyeyim ben sana, geldi birinci oldu allahsız. Neyse ki koskoca olimpiyat madalyasını bırakmamıştı Alexei ona. Sonra da kalça kemiğini kırıp sporu bıraktığını açıkladı benimki. İki yıldır pistlere baktığım yok, yarışmaları takip etmiyorum. Galleria da küçücük zaten, 5 yaşındaki velet havada takla atarken ben düşüyorum, elaleme rezil oluyorum.

jelatin dedi ki...

Ben elbiselere bayılıyorum! Kafamdan elbise çiziyorum bir gün buz pateni yapsam ne giyerdim düşüncesiyle... (hayır hayatımda buz pisti görmüşlüğüm yok, neyime güveniyorsam) Böyle sarı, krem rengi, beyaz kostüm giyenler düşsün istiyorum. Tam ağzım açık izlerken birinin düşmesi ise tüylerimi diken diken ediyor. "Salak salak" diyerek koltukları yumrukluyorum. Böyle şeyler oluyor.

Sibel dedi ki...

:) Amanın, sen de mi Margot?
bkz: Avrupa şampiyonası her yılın Ocak ayı, dünya şampiyonası her yılın Mart ayı, ve bu sene piyangodan çıkan olimpiyatlar.
yer: tv karşısı.
ekipman: battaniye, kahve, çikolata, kek, vs.
tv kumandası: o da ne?!

celerone dedi ki...

Margotcum,

Hepsi iyi hoş, katılıyorum sonuna kadar. Yalnız bir de itirafım var. Kazık kadar oldum ama hala gösteri sonunda yarışmacılara atılan şu pelüş oyuncaklarda gözüm kalıyor.Birkaç gün önce seyrederken, hala oyuncakların ne olduğunu anlamaya çalışırken yakaladım kendimi : )

Margot dedi ki...

*Damn,
Şu filmlerde göller falan donar da açık havada paten yapar yöre halkı. Hani noel zamanı ağaç olur yanar,döner. Hani altında çoluk çocuk kahkahalarla düşe kalka, hani.. Öyşe bir şey mi? O çeşit bir alternatif olsa bari. Kapalı salondan vazgeçtik!
*Mtlda,
Ben Evgeni'ye hayranım. Şeytan değil o. Şeytan tüyü var onda. Dün gece yine birbirine katmış ortalığı, öyle diyorlar :) Fanatikiyim kendisinin!
*Jelatin,
Elbiseler bazen acaip rüküş oluyor. Hele böyle takım olucak ya erkekle kız. Öyle bir mecburiyet var, o zaman duble rüküş oluyor. Krem, beyaz , uçuş uçuş tül ve hafif altın işleme uygundur mesela. Sen niye onlar düşsün istiyosun yahu? Yazık değil mi, kaç sene çalışmışlar etmişler :)
*Sibel,
Ben de ben de! Buz pateni yayınlasa kahvehaneler mesela. Digiturk vardır yerine Eurosport bulunur yazsa :)Gitsek, böyle mahalleden çocuklar olarak. Nasıl da güzel olur :)
*Celerone,
Güzelim onlar üç kuruşluk şey, eşantiyon hepsi onların. Jelatin'in bi milyoncularından alırız bol, bol. Hele bir olimpiyatlar gelsin :)

jelatin dedi ki...

Çünkü açık renkler buz pistinde kötü gözüküyor belli olmuyor. Kostümler ben buradayım demeli bence. Onun için de kırmızı olmalı, mor olmalı... Ne güzel :)

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

valla bizim buralarda donmus göl cok,yolliyalim sizin oraya da isterseniz.

http://cafewien.blogspot.com/2006/02/neusiedler-gl.html

slmlar
Mr TD

XMAN dedi ki...

selam , izniniz olursa bloguma linkinizi ekliyorum.
sevgiler

damn dedi ki...

Ah efendim keşke öyle doğayla iç içe girerek kayabilsek gayet kapalı bir buz pateni pisti bu Hasanağa'daki.

Margot dedi ki...

*Turkish Delight,
Nispet yapmayalım lütfen :) Nerde Türk misafirperverliği?? Nerde bi kıristmıs kart? Her zaman bekleriz? hımm? :)) ( şaka yapıyorum TD, sen bize bol bol gönder onlardan, çoluk çocuk hevesini alsın) :)
*Xman,
Hoşgeldin aramıza? İzin ne demek, sevinirim :)
Damn,
*Merak etmeyesin, donmuş göl ısmarladım bi tane :)

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

@Margot
bu hafta sonu yine baska bir göldeyik,yine donmus , ama sicaklik biraz yükseldi diye üzerinde dolasmaya izin vermiyorlardi.Resimleri koyunca haberr veririm sana.

TD

XMAN dedi ki...

*Margot,
Teşekkürler, hoşbulduk.
beğenerek izliyoruz efenim sizi:)

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

resimleri koydum,beklerim :-)