Çarşamba, Kasım 16, 2005

Biz tam yedi cüceyiz...

Aslında üç kişisindir der sevdiğim adam. Birincisi olmak istediğin, ikincisi insanların sana baktığında gördükleri ve üçüncüsü gerçekte olduğun kişi...

Şimdi üç kişiyiz biz... Olmak istediğimiz kişiyi uyuttuk, arasıra sersemleyip kendine gelir gibi oluyor, hemen yine masallarla uyutuyoruz. Zira uyandığında hepimizi kendine benzetmeye çalışıyor, ya da şöyle diyelim, ikimiz de onun etkisinde kalıyoruz. Birden işimizden istifa etmek, elimizi kolumuzu bağlayan kim ne varsa kaçıp kurtulmak, olmayacak işler yapmak istiyoruz işte. Bilirsiniz... Gerçekte olduğumuz kişi kendini olmak istediğimiz kişi sanıyor, insanların bizi gördükleri kişi bambaşka biri olup, insanları şaşırtıyor vs...Birden herşey karşıyor işte. O yüzden ona teslim olamadık diyelim. Hem seviyoruz hem didişiyoruz işte. Bilirsiniz... Olmak istediğimiz kişi çok narin, bu dünyanın yükünü zor çeker, fazla hassas, ondan fazla darbe almasın, hep güzel kalsın istiyoruz... Karakterinin şifreleri ortalığa dökülemeyecek kadar gizli. Eğer kim olduğu anlaşılırsa insanlar onu öldürebilir. Luc Besson'un 5.element'indeki turuncu ya da Immortel filmindeki mavi saçlı kız gibi birisi... Bu dünyada fazla tecrübesi yok, genelde uyuyor, cenin gibi bir şeye benziyor bu yüzden. Ama o olmasa sanırım diğerlerimiz ölürdük,olmak istediğimiz kişi bizim tek varlık sebebimiz. Sanırım ona aşığız.

İnsanların bize baktıklarında gördükleri kişiyi pek tanımıyoruz. Biraz biliyoruz tabii. Bize fizik olarak benzediği muhakkak. Ama onun işi de az zor değil hani... Sürekli göz önünde, sürekli bakılan, gözetlenen olmak da kolay değil. Yıllardır olduğumuz kişinin önünde durmaktan onun kusurlarını kapatıp, zaaflarına engel olmaktan epey yıprandı. Bundandır sanırım, bazen çileden çıkıyor. Birden kendini kaybedip bağırmaya çağırmaya başlıyor. O böyle ortalığı velveleye verince olmak istediğimiz kişi kalkıp bir sarılıyor ona. Hemen susuyor... Aşk nelere kadir işte.. Bütün gayemiz zaman içinde onun olmak istediğimiz kişiye benzemesi,hatta o olması. Sanırım yakında onu kaybedeceğiz. Tamamen kaybolmayacak tabii, ama bu kadar esas kız olmaktan yorulduğu da apaçık ortada. Yapışık üçüzler gibi yaşıyoruz, birimiz kan kaybedince diğerinin kanını emiyor işte...

Gerçekte olduğumuz kişiye gelince, o benim galiba. Üçüzlerden en normali benim. Fazla radikal, değişik, egzantrik bir yönüm yok. Olmak istediğimiz kişiye ulaşmam için daha bin fırın ekmek yemem lazım. Göründüğümüz kişiye dönüşmemse şu an imkansız. Terazinin ortasındayım denilebilir. Ama bu kadar ortalama olmaktan sıkıldım. Maşukuma kavuşamayan aşık gibiyim. Olmak istediğim kişide kaybolmak istiyorum. Onun gibi cesur, kimseye müdanası olmayan, küçük hesapları kapatmış, konuşmak zorunda olduğu kimse olmayan, gitmek zorunda olduğu bir iş olmayan, sürekli önüne koymak zorunda olduğu bir görünen(!) olmayan, ÖZGÜR biri olmak istiyorum. Ama kendimi kabul etmeden bunu yapabilir miyim? Ne onlar beni yadsıyabilir zira ben gerçeğim, ne ben onları yadsıyabilirim. Zira aşığım umut, görünenim vücuttur.

8 yorum:

Deadora dedi ki...

nerede olursan ol, deliligin surubundan ne kadar icmis olursan ol bence bu uc kisiden ayrilamazsin.. ayrilamiyorsun, ayrildim ben tekim diyenlerede inanmiyorum, inanmak gelmiyor icimden..
herkes sanirim dedigin gibi 3 kisi yasiyor kendini ve haklisin iste daha ne eklenebilir ki?

ligeia dedi ki...

hep "gerçekte olduğun kişi" denildiğinde, aklıma yine de 'hangi gerçekteki ben' sorusu gelir... o gerçekte olduğumuz kişinin de bir yanılsama olduğunu, üstüste oturtulmuş yüzlerce acil durum maskesinin de özümüzmüş gibi üzerimize yapıştığını düşünürüm... sanki hepsini ama hepsini tek tek çıkarabilecek olsak bile - ki bu seneler geçtikçe ve biz 'gerçekte olduğumuz kişi' olduğunu düşündüğümüz "şeye" daha da sıkı sıkı sarıldıkça daha da imkansızmış gibi gelir - en sonunda o en sondaki 'ben'in üzerindeki "en az bir kat" örtüyü ne olursa olsun kaldıramayacakmışız gibi geliyor... 'kendimizi kendimizden korumalıymışız' gibi.

Mutfakta Zen dedi ki...

neden yazdiklarini okudugumda sarilip sakinlestirmek istiyorum seni sekercigim?
ihtiyacin olmadigini dileyeyim.
ahududu likörü daha iyi.
rüzgarin sesi de.
t

Margot dedi ki...

Sevgili Deadora,
Bu üç kişi ne kadar anlaşırsa ya da ne kadar anlarsa birbirini diyelim, o kadar daha rahat ediyor insan. Kavga edip küstüğümüz de oluyor bizim, eminim sizin de oluyordur :)
Sevgili Ligeia,
Evet gerçekte kim olduğun sorusu öyle kolay yanıtlanacak bir soru değil. Ya da ne kadar anlatsan eksik kalacak biri..Hepimiz biz kimiz diye geçirmiyor muyuz zaten ömrümüzü? Belki bunu üçe ayırmak ve yanıtlamaya çalışmak daha az akıl karıştırıcı olur demiştim. Arayışa göre yöntem de değişiyor zaman içinde işte...
Sevgili Tijencim,
Kafamdan geçenler yeri geliyor blog'dan da geçiyor. Senin yolculuk nasıldı? Güzel geçmiş sanırım. Kucaklamak için bahane mi arıyoruz yahu? Hoşgeldin kucaklaması olsun bu da :)

Mutfakta Zen dedi ki...

yok ayol bahaneye hiç ihtiyacımız yok! mesela ben izmir'de yeşim'ciğimde kalırken onunla ve de son akşam ziyaretimize gelen tatlı arkadaşımız semra'yla bol bol kucaklaştım ve çok da iyi geldi! özlemişim kız arkadaşlarımı..
olsun olsun şekerim, bol ve uzun olsun..

Sahin_58 dedi ki...

Ne güzel tesbit etmişin üçünü.
Bu üç şablon ne kadar kesişirse o kadar insana yaklaşırız sanırım.
Bu insan iyi, kötü, vefalı , vefasız herşey olabilir ama aranan
maskesi olmayan kısacası ihtiyacımız olan insan olur.

Bu şablonlar ne kadar birbirinden ne kadar uzaklaşırsa ,
buyrun maskeli balodaki kurtlar sofrasına.

Donna Quijote dedi ki...

özledim ben seni. neredesin?

Butterfly dedi ki...

Adını anımsayamadıgım bır yazar da soyle dıyor sevgılı Margot; ınsanların 3 karakterı vardır; ortaya cıkardıgı- sahıp oldugu- sahıp oldugunu sandıgı
sevgıler