Pazartesi, Kasım 14, 2005

Şurdan Burdan Gerçek Masallar...

Saraydan Ikea’ya :

Geçenlerde annemle oturmuş yasemin çayı içiyorduk. İkinci Ikea seferi gazileri olarak bitap düşmüştük. Annem: Japonya Prensesi dedi, sevdiği adam için tahtını, tacını terk etmiş 22 metre kare bir apartman dairesine taşınmış. Sadece 22 metre kare! Bu durumda kendileri , Ikea’daki 22 metre karelik evlerden birinde yaşıyor olmalı. Gezerken bile fenalık gelmişti benim içime..Zaten dedim annecim, benim öyle bir evde oturabilmem için aşkından deli divane olmuş bir Japon Prensesi olmam gerek. Oysa ki beni daha çok Malezya Prensesi olarak çağırırlar ki bu durumda yine de yırttım demektir. Benimki de laf-ı güzaf,dalga bile geçemedim işte. Ne millet olsa öyle aşık bir kadınsan, yine gider oturursun 22 metrekarede. Gerçek işte, masal gibi gerçek... Ah bu uzak doğu, bizim kaybettiğimiz hala sende mi duruyor?

Kardelenler:

Bugün eve gelirken havalimanı yolunda ışıklarda durdum. Solda kocaman bir Sezen Aksu, Kardelen billboard’u var ki insan dalıp gidiyor. Sezen’in kucağında bir küçük kız,nasıl güzel gülmüş nasıl yaramaz,delifişek. Yanında bir tanesi yanağını Sezen’in omzuna dayamış,nasıl masum huzurlu bakmış yumuşak bukleleri gibi. Onun yanında da biraz daha büyük bir tanesi ayakta duruyor. Nasıl cesur bakmış, nasıl azimli. Saniyeler değil, dakikalarca bakabilirim bu resme. Nasıl anlatsam, bu kadar güzel üç bakış, bakışlardan fışkıran ve içinizi delen geçen üç çift göz. Kardelen konseri 19 Kasım’da. Zaman bulup da bu kızlarımızın saçlarını okşayamayanlar, bilet alsınlar, bilet alamayanlar CD’sini alsınlar. Bir şey alamayanlar kucaklarına alıp ödevlerini yaptırsınlar. Bir fotoğrafın beni bu kadar etkileyeceğini ummazdım. Birinin bana bu çocukları göstermesi gerekiyormuş, kırmızı ışıkta birinin beni durdurup bakmaya mecbur etmesi gerekiyormuş. Kendiliğinden bilemiyorsun, yaşadığın hayatta tutturmuş giderken, birileri sana hatırlatmazsa unutuyorsun. Unutmamak lazım, ben kendi adıma artık hiç unutmam.

Magazinel Deliler:

Lerzan Mutlu diye bir kadın varmış, Zekeriya Beyaz’ı yanağından ısırmış. Radikal’in Cumartesi ekinde fakülte arkadaşım Melis’in röportajında okudum. Okurken ne kadar dumur olduğunu tahayyül edebiliyorum. Ben böyle birinin olduğundan bile haberdar değilim! Kendisi sanırım şarkıcı, kliplerden,programlardan bahsediliyor,Kuşum Aydın’la program yapmış (!) Canlı yayında Zekeriya Bey’i görünce dayanamamış yanağından ısırmış, kendisini çok tonton buluyormuş! Kendisini deli olarak tanımlıyor zaten. Bir keresinde sevgilisini sanırım 12 saat kadar takip etmiş! Yanına erzak falan alarak adamın peşine düşmüş. Ne oldu sonunda diye sorunca; Bastım ayol adamı en sonunda diyor zafer edasıyla. Erzaklı hafiye Lerzan Hanım...

Hayallerinin peşinden giden deliler:

Dün akşam evde Bbc Prime gecesi düzenledim. En sevdiğim yemek, dekorasyon ve belgesel programlarının arka arkaya tekrarları var Pazar geceleri. Ben en çok No going back (geri dönüş yok) isimli neşriyata takılıyorum. İngilizlerin efendim yüzde altmış kadar bir nüfusu İngiltere’de yaşamak istemiyor. Bunun yerine daha sıcak ve şehir hayatından uzak bir memlekette yaşamak hayalini kuruyorlar. Bu programda bu hayalin peşinden gidenler ile ilgili. Bir hayal uğruna sen bin bir zorlukla edindiğin evini, işini, arkadaşlarını,düzenini,ülkeni, sokağını, okulunu bırak, sıfırdan yaban ellerde hayata başla. Hiç olacak şey mi? Vallahi de oluyor, billahi de oluyor. Bir de aramızda kalsın, bir güzel oluyor ki sormayın. Peki kolay mı oluyor? Yok işte dünyanın zahmeti,acısı,parası çekiliyor. Sonunda pişman olan oluyor mu? Ben kaç bölümdür seyrediyorum enteresandır, o olmuyor! Yıllarca uğraşıp bir yerlere geldiği kariyerlerini bırakıp neler mi yapıyorlar? Güney Afrika’da yerleşip Safari tatilleri düzenliyorlar, Fransa’da bir köyde pansiyon işletiyorlar, İtalya’da zeytinlik alıp,zeytin işine giriyorlar, Kanarya Adaları’nda yat turizmine dalıyorlar vs.. Peki bu insanlar neye güveniyorlar, kim oluyorlar da kalkıp dünyanın dilini, adetini bilmedikleri bir ülkesinde, hayatlarında hiç bilmedikleri bir işi yapmaya soyunuyorlar. Her izlediğimde kıskançlıktan tırnaklarımı yediğimi itiraf ediyorum. Hayır sadece hayallerinin peşinden gitmeleri değil hayran olduğum. Bu insanların azmine deli oluyorum. Nasıl her şeyi göze alabildiklerine, parasız,pulsuz, çatısı akan, derme çatma yerlerde bir an bozulur gibi olsalar da ertesi gün, sanki yeni gelmiş gibi çapa yapmalarına, tuğla taşımalarına, dil öğrenmeye çalışmalarına, iş izni almak için belediyelerin nerdeyse önünde yatmalarına.. Deli oluyorum. En son neyi bu kadar istedim, ne için gözümü böylesine kararttım? Japon Prenses’e de deli oluyorum. Doğuda, batıda nerde olursa olsunlar, gözlerini karartıp gitmek istedikleri yöne gidenlere deli oluyorum. Kendilerine deli dense de, içten içe hayran olunan, çaktırmadan gıpta edilenlere, deli oluyorum. Her pazartesi kablolu yayında gerçek olan masallar seyrediyorum...Rahat uyuyorum.... Umut hala var diyorum.

10 yorum:

Petek dedi ki...

Evet itiraf ediyorum Margot'u İkea'ya ikinci defa gitmeye zorlayan bendim...
Aslında Cumartesi olsaydı eve döndüğümüzde yanında bende olabilirdim o zaman benim için katlandığı zorluğu azaltmak için ayacıklarını ovalardım onun:)
Sen gerçekten çok iyi bir dostsun canım...
Kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü belki herkesin dostu var amaaaa benim gibi hem kalemi, hemde kalbi iyi olanı fazla olmasa gerek camiada...

siyaz dedi ki...

Nedense bulunduğumuz yerlere demir atmışız Margot herşeyi silip gidecek cesaret yok .Kendi adıma konuşayım işim gereği bulunduğum şehri bırakıp başka bir yerde yeniden başlayacak gücüm de yok.Gidemiyorsak hayal de mi edemeyeceğiz?artık olabilecekse seyahatlerle bir süreliğine tatmak istiyorum Nepal Katmandu Hindistan bir gün mutlaka!

uykusuzadam dedi ki...

Eee, neler alındı bakalım IKEA'dan ? :)))

Petek dedi ki...

Valla uykusuzcuuum Margot Ablam sırf bana çalıştı desek yeridir :)

Dea dedi ki...

:) o delilerden biri de benim.. inan cok zevkli oluyor.. her insanin hayatinda yapmasi gereken seyler bunlar diye dusunuyorum.. ama tabii yalnizlik! bas edilmesi en zor olan..

uykusuzadam dedi ki...

lerzan mutlu'nun ekrana çıkmasını sağlayan bazı özelliklerini biz de ilgiyle seyrediyoruz valla..

Margot dedi ki...

Petrek,
Böyle şeylerin lafını edip beni buralarda utandırma, koltuklarını eskitenlerden biri de ben olacağımdır!
Sevgili Uykusuz,
Petreğin de dediği gibi kendisinin evini döşedik, bütün gün IKEA'daydık sanırım almadığım bir tuvalet fırçası kalmıştır. O derece :) Ben senin aldığın o tahta kukladan aldım, böyle zıplıyor havası verdim,bir de bir saksı çiçek aldım.
Sevgili Siyaz,
Eğer çok istersen yapabilirsin bunu.. Eğer kablolu varsa bu programa arasıra takılmanı tavsiye ederim. Ama Katmandu'dan da vazgeçme, git ve gelince uzun uzun anlat!!
Sevgili Dea,
Harikasın! Kesinlikle katılıyorum.
Uykusuz,
Lerzan kim bilmiyorum, ama Seda Sayan'la karşılaştırıyorlarmış :)

uykusuzadam dedi ki...

Koltuk ne aldınız yaa ?
Pöang'Ları gördünüz mü ?

Seda Sayan'ı rüyamda görsem kabus diye kaçarım, Lerzan'ı görsem kaçmam sanırım. Ama evet, Seda Sayan Jr. denilebilir hatuna.

Margot dedi ki...

Böyle bazalı bir L şeklinde koltuk aldım, hem yatak da oluyo. Güzel,pratik bir şey. Kurulup yanyana 4 kişi samimi şekilde film seyredebiliriz. Bu arada Pöang nedir diye internetten aratmak zorunda kaldım! Zira Pöang ne Lerzan kim bu aralar kendimi tamamen yabancılaşmış hissediyorum :) Velhasıl efendim tipik İsveç tasarımı olan bu koltuk da güzelmiş, ben buna minderli sandalye derim bana kalsa, ama kalmamış tabi :)

Margot dedi ki...

Aldım demişim yaa,inanamıyorum kendime :)