Çarşamba, Temmuz 13, 2005

Hayal Hatası..

İstanbul'da yazın yaşamak zorunda kalan, sabah işe gitmek, akşam eve dönmek zorunda olan, hayallerine teğet bile geçemeyecek bir işte çalışmak zorunda kalan biri misin? Ben öyleyim. Hayatımın bu devresinde yine kayboldum. Hayatımın bazı devrelerinde nereye gittiğimi bildiğimi sanıyordum ama şimdi kayboldum. Sabah işe gelip hep yaptığım ve durmadan yapacağım ve yapmaktan kendimi alamayacağım işleri yapıyorum. Yaptığım işlerin artık bir manası yok. Dosyaları var. Faturaları var. Manaları yok. İstifa etmenin bir manası var , çalışmanın bir manası yok..

İstanbul yazın da güzel bir şehir, haksızlık edilemeyecek kadar güzel.. Caz festivali var , açık havada oturup ,sahnedeki insanın sesine kendini bırakmalısın, o zaman çok güzel. Ya da akşamları bahçene masa kurup ,komşularla oturmalı rakıları tokuşturmalısın, gayet güzel.. Ya da açık havada sinemaya gitmelisin eskiden olduğu gibi sırtına hırkanı almalısın ve şıpıdık terlikler giymelisin. İstanbul'a tatile gelmelisin, o zaman ne kadar güzel..

Ama İstanbul'da tatilde değiliz. Çalışmalıyız, bu şehir paranın peşinde koşanların şehri.. Sabah her tarafı kazılmış yollardan toz toprak içinde ofislerimize varmalıyız. Bütün gün çalışmalıyız, belimiz ağrımalı ,yetmemeli, mesaiye kalmalıyız. Ayın elemanı olmalıyız. Madalyonları havada kapmalıyız..

Sakın benim kadar naiv olmayın siz. İki kere canının istediğini yaparsan, beş kere burnundan gelecektir.. Bir kere mutlu olursan bu ofis o mutluluk noktanı bulup üzerine dinamit koyacaktır. Sen kendin ettin kendin buldun, sabah yine kahvaltı bile etmeden , her yeri kazılı yollardan hoplaya zıplaya buraya geleceksin. Sakın delirme , delirirsen işe yaramaz olursun. Delirirsen belki kaçar gidersin, alışveriş yapmaz, sabah akşam faturaları nasıl öderim diye düşünmezsin. Delirirsen sana ehliyet vermezler , komik bir bisiklete binmek zorunda kalırsın. Sana gülen çocukların ilerde büyüyüp boyunlarına geçecek kravatları gördüğünde onlara acır gülümsersin. Sakın delirme.. Akıl sağlığını koru, akıl sağlığını koru ki ona biz hükmedelim. Her sağlıklı bünye bir ofiste kurumalıdır, haftasonu biraz kendine gelir gibi olsa bile sakın korkmayın, pazartesi yine kurur..

Ben sanırım herkesin o nostaljik, budala, hayalci dediği tipte bir insanmışım. Sen kazık kadar ol kendini bileme.. O da ayrı bir hazin öykü. Hayal hatası yapmışım. Hayal hatası yapmak kadar kötüsü yoktur. Şimdi hayatımdan error (!) sinyalleri gelirken , asıl istedğimin annemim gençliğindekine yakın bir hayat olduğunu farkediyorum. İnsanların kalabalık yaşadığı, kimsenin yalnız kalmadığı, insanların yazın lakerda yapıp, bahçelerde dut yediği. Hani Çemberimde Gül Oya dizisindeki gibi.. Böyle kariyer yapmak, toz toprak içinde araba kullanmak, sabahtan akşama kadar bir sandalyede ekrana bakmak,insanlarla kavga etmek, stresten kendini unutmak, akşam eve geldiğimde yorgunluktan bayılmak istemiyorum. Ben bir hayal hatası yaptım. Düzeltmeye çalışıyorum.

Ben aslında uzak bir şehirde bir fırında ekmek yapmak, bisiklete binmek ve serserilik yapmak istiyordum...

12 yorum:

Adsız dedi ki...

of ne kadar haklısın

Basak dedi ki...

Bu aralar bir zamanlar yaptığım yanlış seçimden kurtulma çabasındayım. Yanlış bir fakülte seçiminin devamında yanlış bir iş de olmasın hayatımda diye çalışıyorum. Benim de hayalim benziyor yazındakilere. Hayvanlarla, bitkilerle yaşayayım, insanlardan, şehirden uzak olayım istiyorum.
Öyle pis bir düzen kurmuş ki insanlar cesaret ve şans gerekiyor bu sistemden çıkabilmek için. Gözlerinde dolar işareti olan, anlayışsız, empoze edilen sistemden başka hiç bir şey anlamayan, kalabalık yaratan insancıklarla dolu her yer.
Üzüntü ve muz kabuğu. :(

Margot dedi ki...

Sevgili İsimsiz ve Sevgili Başak,

Hepimizin hayatının anlamından önce kendi anlamını çözmesi gerekiyor. Ve maalesef içimize yapacağımız yolculuklar, kuracağımız hayaller genellikle pek özendirilen şeyler değil. Kim olduğumuzu bulmaktansa hazır bir yaşam tarzına fit oluyoruz çoğu zaman. Geçenlerde Murathan Mungan'ın bir röportajını okuyordum. Türkiye'de insanın kendisini bulması 30'lu yaşlarını buluyor diyor.Bence haklı zira o zamana kadar kah okuldu,kah kariyerdi bir şeyin peşinden koşup kendimizi unutuyoruz. Bence nasıl bir hayat istiyorsundan önce nasıl biri olmak istiyoruz onu bulmalıyız. Bulduysak eğer ne mutlu bize, bir şekilde yolumuz açılmış demektir.
Bazen ben de umutsuzluğa kapılsam da , sonra toparlanıp kendim yarattıysam kendim bozarım diyorum!

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili margot,
29 yasindaki halimi yasiyorsun. Bilmiyorum kaç yasindasin ama.. Tam öyle düsünüyordum o yaz. Sonrasi 3.5 yillik Amerika ve ardindan simdiki bene dogru yolculuk.. Yolun açik olsun!
Tijen

Margot dedi ki...

Sevgili Tijen,
Şu an 28 yaşındayım. Senin bir blog'una cevap yazarken ben sanırım senin IBM'deki halinim demiştim :-)Galiba isabetli bir benzetme olmuş... Desteğin ve rehberliğin için teşekkürler,yola yalnız çıkıyorsun belki ama karşılatığın insanlar da en az yol kadar değiştiriyor seni.
Sevgiyle Kalasın
Margot

uykusuzadam dedi ki...

Seattle'a gel :p

Adsız dedi ki...

Sevgili Margot, ben 37 yasındayım ve senin gibi dusunuyorum hayatım icin ve ustune ustluk iki kucuk cocugum var yani ben biraz gec kalmısım sen zamanın varken ve sartların hala sana izin verirken istedigin degisiklikleri yap derim sonra cok gec oluyor ve cooook mutsuz oluyorsun yanlıs hayal kurdugun icin..... ESRA

Margot dedi ki...

Sevgili Uykusuz,
Nerelerdeydin? Bildiğin bir fırın varsa Seattle'da çırak arayan falan? :-) İtinayla çatal, çörek,pasta yapılır!

Sevgili Esra,
Şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın umudunu yitirme. Kim söylemiş çok geç olduğunu? Ben de zaman zaman kendime söz geçiremiyorum, her şeyi bırakıp ne istediğine karar vermek ve sıfırdan onun peşine düşmek zor.. Ama kabul edip devam etmek çok kolay.. Kendiyle derdi bitmeyen biri olarak sana yol göstermek haddime değil ama sen ne olur yine de vazgeçme, yaratıcı ol. Umarım ki hep mutlu olasın.
Küçükleri öperim
Margot

uykusuzadam dedi ki...

Margot;
Tatildeydim :)
Çırak arayan bir fırın yok, ama yaratıcı fikirleri olan ve ürünler çıkaran bir fırın da yok ;)
Peynirli poğaçayı bile beceremiyorlar burada..
Gel, girişimciliğin sesine kulak ver, ortak bişey açalım :)
Ya da olmadı, Altın Kek, Beyaz Fırın, Kara Fırın franchising'i alalım :)

hera dedi ki...

margot, tam 12den vurmussun.. herkes su gibi akan yazini okurken bir de kendine bakiyor ya.. ben de eksik kalmayayim dedim
33 yasinda sevmedigi bir iste gunde TAM 8.30 saatini geciren bir "muhendizz beg" olarak (bayanlari muhendis hanim bile yapmiyorlar" hala, o universite sinavinda 0,25 puan daha fazla alsam n'olur'duyu dusunuyorum!

herkese ve sana kolay gelsin

Margot dedi ki...

Sevgili Uykusuz,
Franchising'in ruhu yok, biz köşedeki dükkan yapalım bi tane ,sen yer bakmaya başla ben badanaya gelirim :-))

Sevgili Hera,
Çok teşekkürler. Hoşgeldin sefalar getirdin,bu yazıyı ilk yazdığımda 0 COMMENTS lafına bakıp bakıp, tek böyle hisseden benim galiba diyordum ama anlaşılan yalnız değilim. Hepimize kolay gelsin, elimizden geleni ardımıza koymamak gerek zannumca :-)

Hande K. dedi ki...

Ben ne diyeyim ki şimdi...herkes söylemiş... Doğru söylemiş... Dönülebilecek yerinde miyim yanlış hayal kurmanın? Değil miyim? Bana olmasını istediğim şeyin sancılarını göğüsleyebilecek kadar cesur muyum? Yoksa sadece şikayet etmeye mi gücüm yetiyor? Yoksa gücümün farkında değilim de yaşadığım hayatın beni sindirmesine izin vereli uzun zaman olduğunda anımsayamıyor muyum?

Bilmiyorum.

Hande K.