Çarşamba, Ağustos 13, 2008

Ben sizi unutmak için sevmedim! (derken keşke size Sadri Alışık gibi bakabilseydim)

Sessizlik önce hafiften atıştırmaya başlayan, sonra çığ gibi büyüyüp üzerimizi örten, kaplayan bir kar gibi beyaz, yumuşak ve sonsuzdu. Bir türlü gitmek bilmedi.

Sessiz kalmak da donmak gibi, önce tatlı bir uyku bastırıyor, bir sıcaklık yayılıyor her yanına, uyumak, sonsuza kadar uyumak tatlı geliyor. Güzel başlayan ama iş yazıya gelince tekinsiz bir yanı da olan bir şey, sessiz kalmak…

Ondan işte, gelip giden, sorup duran herkese teşekkür ederim. Mesela Handan, önce dürtmeye başladı beni, en son bir saçımı çekmediği kaldı!

Ben de bu yaz gününde uyandım ve kasılan parmaklarımı açmak için yazmaya başladım. Yazmak çok garip bir şey, o kadar çok konuşmama rağmen, yazmadığım için kendimce sessizim…

‘Yazmadığım zamanlarda neler yapıyordum?’ konulu bir kelime kolâjı yapmaya karar verdim buraya. Kafamda asılı kalan notları burada birleştireceğim, minik yapışkanlı kâğıtlar kaşınan yaralar gibi kabuk bağlayıp düşmeden hemen önce…

Margot temizlikte

Sessiz kaldığım zaman boyunca kendimce günlük tutmaya devam ettim. Ve eşeledikçe fark ettim ki çok alıyorum, veriyorum ama bir türlü kendimi yenemiyorum. Biraz sadeleşmeye karar verdim zira içim çıngır çıngırdı. Daha az alayım, cüzdanda slip yerine para dursun biraz, fiş yerine müze kartı gibi sloganlar attım içimde. Mantıklı gelmeye başladı ve yavaştan sadeleşme akımına doğru yürüdüm. Alışverişi azalttım, taksitlere dur dedim. Fazlalıkları attım ve yeni gereksizler almamak için kendimi şartladım. Kendimi karşıma aldım ve aynaya doğru parmak salladım. ‘Bak bundan sonra öyle her gördüğünü almak, kendini takside bağlamak, aldıklarını bir kenara yığmak sonra da onlardan sıkılıp yenisini almak yok! Ve lütfen kendine oyalanacak başka şeyler bul!’dedim. Bundan hiç hoşlanmadı aynadaki ben ama hakkımı teslim etti. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor ve hiç de fena gitmiyoruz.

Margot bir hobi gurusu!

Aynayla bu konuşmayı yaptıktan sonra, takkemi önüme aldım ve düşündüm. Kendimi hangi hobilere, uğraşlara vereyim? ‘Bana hobilerimi söyle takke!’ dedim. Ve bunu der demez sanki eteklerimi açmışım da havadan dutlar, kirazlar yağıyormuçasına, doldu eteklerim hobiyle! Liseden beri fotoğraf çekeceğim diyordun dedim, Nikon D–80 almayı da biliyorsun, eh hadi şimdi çekmeyi de öğren bakayım. Bu vesile ile çok sevgili Freelens’in çekirgesi oldum. Haftada bir gidiyor, sonra sınav için hazırlanıyorum. ( msn’den sözlü yapıyor!)
Sonra dedim ki İstanbul’da sen alışveriş merkezi gezip, sinemaya gitmek, mangal yapmak gibi şeyler dışında meşgalelerde de bulunabilirsin canım ciğerim? Madem Şehr-i İstanbul’un bütün çilesini, pahasını, karmaşasını çekiyorum, eh o zaman başlasın gezelim görelim turları. Bir adet İstanbul Gezi Rehberi aldım, Murat Belge’nin, başladık gezmeye.

Margot, İstanbul seni gezicem! Diyor.

Ellerinde İstanbul haritası gezim gezim gezinen ecnebilere hep özenmişimdir. Madem turistiyiz şehrin, turistler nereye gider? Sultanahmet’e!

Çok sıcak bir Ağustos gününde buradayız işte. Ve karnımız aç ve istikamet belli! Köfteci. Buradan karnımız tok sırtımız pek çıkıyoruz. Ayasofya’ya doğru fıskiyeler altından geçerek seğirtiyor ve bir afişe tosluyoruz. Müze Kart! Ah işte bu kadar olur! Cüzdanımdaki fişlerden boşalan yerin yeni sakini sana kavuşmalıyım diyor ve sıraya giriyorum. Müze kart yirmi ytl ve kimliğinizi verip anında alabiliyorsunuz. Böylece bir sene bakanlığa bağlı bütün müzeleri gezebiliyorsunuz. Ve zaten sadece Ayasofya müze girişi yirmi ytl! Burdan yorulmuş ayakları dinlendirmek ve kalabalıktan kaçmak niyetiyle Yeşil Ev’e gidiyoruz. Burası huzur. Huzur içinde oturmak için mutlaka burada, güvercinlerin yıkandığı havuzun kenarında oturmalısınız. Yapın bunu! Sonra yine sıralanmış balıkçıların gün batımına karşı kenar süsü yaptığı köprü, yine Galata, otopark ve sonra eve dönüş. Ve biz gezmeliyiz, İstanbul’u karış karış. Buna kesinlikle eminim ve anlatmaya da kefilim.

Margot kitap kulesinin gölgesinde

Su kesilecek dediklerinde kovalarca su biriktiren, kriz olacak dediklerinde fırında ekmek bırakmayan, bu hafta belki çıkamam diye on kutu süt alan anneannem gibi, deli gibi, kitap aldığımı fark ettim. Ne olacağından korktuğumu bilmiyorum. Sadece güzel kitap görünce almadan duramıyorum. Okumadıklarımı üstüste koydum ve yatağımın başucunda tavana kadar uzanmaya meyleden bir kule oluştu. Ben de gözlerimi kısarak kuleye baktım ve sıradan tuğlalarını çekmeye başladım. Doris Lessing Altın Defter gayet kallaviydi, hem sayfa hem de yazılan kelime ağırlığı olarak. Bir hayat tecrübesini, konsantre bir şekilde ve birden yüklenmeye korkarak okudum. Kitap bittiğinde sanki ben de biraz değişmiştim. Yamyam’la Komando Merdivenleri’nden inerken dedim ki: ‘ Kitapta bir sevgilisi Anna’ya soruyor. Siz diyor gençken bolca kahkaha atıyorsunuz, hiçbir şeyi umursamadan gülüyorsunuz. İhtiyarken de hayatı görmüş geçirmiş olmanın verdiği rahatlıkla gülüyor, gülüyorsunuz. Peki, bu yaşlarda neden bu kadar az gülüyorsunuz? Hayatı bu kadar ciddiye almanızın sebebi ne? Evet, iki arada bir derede neden bu kadar ciddiye alıyoruz hayatı? Acaba başta bildiğimiz bir şeyi öğrenmek için bir hayat geçirip yaşlanmak mı gerekiyor illa? İlla seneleri mi devirmek lazım herşeye kahkahayı basmak için? Bunları bildiğimizi ama hala tam da beceremediğimizi konuştuk alt geçitten geçerken. Ve bu geçitten geçerken elimi tuttuğu için ne şanslıyım onu düşündüm ben.

Sonra Siyah Süt’ü okudum. Ağır bir kitap sonrası gereğinden fazla hafif(!) geldi. Elif Şafak da bunun farkında sanırım ki bu kitap unutulmak için yazılmış demiş başında. Bu ay Bebeğiniz ve Siz gibi bir dergi almışım da ekinden bu çıkmış, ya da bir muayenehanede sıra beklerken sehpada bulup bir saatte okumuşum gibi geldi. Ve unuttum gitti.

Şimdi Sevgi Soysal’ı çektim kuleden. Yenişehir’de bir öğle vakti… Okuyoruz. Çok keskin gözlem yapan bir kadın… Perihan Mağden’in gözlem ve anlatım tekniğinde etkilendiğini düşündüm, kendimce benzettim netekim.

Margot Karayip Korsanı

Bolca film seyrediyorum. En son Chukie, kedisi Kül ve Esperanza bize geldi. Beraber dondurma yiyip, Garden State seyrettik. Çok sevilesi bir film bu ve bu Natalie Portman denen küçük şey, Leon’dan sonra ilk defa bu kadar doğal oynuyor. Ekrana girip sarılasım geldi kaç kere, öyle duygu yumağı şeklinde seyrettim yine.

Yaz sonuna gelmeden, tatile bir daha gidelim diyen, arsız Margot

Bu haftasonu yine gidiyoruz. Bu sefer iyice güneye… Anneannem ve annemi görüp oradan Adrasan’a oradan da Kaş’a gideceğiz inşallah. Bavul hazırlarken aklıma bir şeyler düşerse dönüp yazacağım yine.

Ama olur da yazamaz isem, buraya mim koydum. Sesten bir tırnak çiziği… Margot buradaydı. Yine gelecek…

6 yorum:

dgül dedi ki...

Sessiz dönemdeki meşgalelerinden sadece bahsetmen bile beni acayip heyecanlandırdı Margot, evet, iyice dinlen, gez, gör, kokla; geleceğinden hiç şüphem yok zaten, içim kıpır kıpır bekleyeceğim seni buralarda... İyi tatiller, sevgilerimi de yanında götür Margot'cuğum....

nur dedi ki...

...oh be...nasıl özlemişim yeni hikayelerini okumayı...bikeresinde yaz yaz demeyin tarzı birşeyler söylemiştin...bende not bırakıp yaz demiyimde belki gelir ilhami yani senin ilham perin dedim...netekim geçte olsa teşrif etti ilhamicim... günlük rutin sayfa kontrolümü yaparken ne göreyim 13 ağustos yehuuuuu...çok özledim çok...hadi biriktir gez toz bizim içinde ...ama gel burada harbi harbi özleyenlerin var margotçum ... dönüşlerinde ki içten yazılarının güzelliği dışında bizlere minik püf notları vermen şahane bir durum (bknz müze gezileri...v.b)sağlıkla git sağlıkla gel öptüm....sevgiler nur...

handan dedi ki...

saçını çekerim gerekirse!

yasemin dedi ki...

yenişehir'de bir öğle vakti benim en sevdiğim birkaç romandan biri, sevgi soysal'a da hayranım resmen. kitabı iki kere okudum şimdi sende görünce yeniden okuyasım geldi.

garden state'i son dvdci ziyaretimde gördüm, evirdim çevirdim, onur'a sordum, kararsız kaldım, almadım. bir dahaki sefere alacağım.

iyi tatiller!

Margot dedi ki...

Sevgili Dgül,
Senin yorumlarını okurken gülümsemeden edemiyorum. Şımarıyorum biraz kabul edeyim!
Bu tatili sakin bir tatil olarak hayal ediyorum daha gitmeden, içimdeki çıngarakların biraz daha melodik ve aheste çaldığı bir tatil. Dönünce görüşmek üzere, çok öpüyorum!

Nurcuğum,
Ben de yazmayı özlemişim. Kendimce özlemedim gibi geliyordu, bilmiyorum belki de o kadar dalmışım ki yazmayı özlemeye vaktim olmadı. Ama yazarken anladım ki özlemişim, hem de çok. Sizden yorumlar gelmeye başlayınca, sizi de özlediğimi hatırladım yine. Kaç kişi okuyorsa buraları sadece o kadar kişi için bile yazabilirim. Oh bee dedin ya bu yorumdan sonra kim tutar beni :)

Handanimu,
Ben içten sen dıştan çeke çeke benim saçımı, en sonunda bir şeyler yazmak kısmet oldu! İstanbul'a geldiğine, buluştuğumuza, tanıştığımıza çok sevindim. Nazarlıklı bilezik kolumda, el sallıyorum :)

Yasemin,
Yenişehir'de bir öğle vakti kitabını bir kaç yerde duyunca Sevgi Soysal okumaya bu kitaptan başlamalıyım dedim. İsabetli bir kararmış, gerçekten etkilenerek okuyorum. Detaylarındaki keskin gözlem beni hayran bıraktı. Ne kadar ufak detaylarla ne kadar da isabetli anlatmış hallerimizi!
Garden State'i de ben ikinci defa seyrettim. İlkinde dvd bozuk çıkmıştı da nasıl üzülmüştüm, sonra Yamyam aradı taradı bana buldu. Ama zahmete de değdi bence. Çünkü bu filmdeki sevimlilik, zeka, ifade kabiliyeti benim pek hoşuma gidiyor. Soundtrack'ini de almak isteyebilirsin seyrettikten sonra :)

yaban dedi ki...

bu yazina da sendeki degismelere de (ya da degisme cabalarina) ne kadar sevindim anlatamam, insanin kendisiyle ugrasmasi, kendinden yeni bir 'ben' yapmasi kadar guzel bir sey yoktur. hele de bu ugrasida basarili olanlara giptayla karisik hayranlik duyarim. umarim sen de aynadaki 'sen'i yola getirmeyi basarirsin, darisi basima..