Pazar, Mart 23, 2008

Telefonumu kim bozdu? Ve bir taşlık hikayesi

Rüyalarımda kaybolup kaybolup, zar zor evimi bulur, evime döner, taşlıktan girip de içeriden, mutfaktan anneannemin muhallebi karıştırırken çıkardığı sesleri duyunca kendimi ancak güvende ve huzurda hissederdim. Yine bu sabah, bu sefer uyanıkken, kendimi eve dönmüş, beyaz sayfanın başında, oturmuş, yerleşmiş ve yerini bulmuş hissedince, huzurum o huzurlu keyfim, yerine geldi.

İçimde karışmış, dolanmış, topak olmuş bir his var, dönüp duran. Birçok histen oluşmuş, alacalı bulacalı, karman çorman ama tek bir his. Onun bir ismi yok ama o his işte, rüyalarımda çok gezip, yorulup, ürküp, endişelenip, nefes nefese koştuktan sonra, taşlıktan adımımı atıp, o taşlığın küfle, Arap sabunuyla, suyla ve içerden gelen kaynamış süt kokusuyla beraber doğru taşlık olduğuna kesin kez emin olmamla içime dolan histir. O hissi koynuma alır, o bildik koku karışımları nasıl beynimin tek bir noktasına, huzurlu keyif noktasına, temas ediyorsa, ben de doğru noktaya, doğru ve olmam gereken noktaya geldiğimi bilir ve ferahlarım.

Haftalarca süren bütün işler, bütün o angarya işler sanki benim başımdan geçen o rüyadaki endişeler, aranmalar, kaybolmalar gibiydi ve bu sabah işte yine taşlıktayım. Mutfakta demlenen çay, pencereden baktığımda yeşillenmeye başlayan ağaçtaki yuvasına dönen saksağan, yerdeki kırmızı bavulun üzerinde çörek olmuş uyuyan kedi, üzerimde pijamalar, üzerimde uykumu almış ve bütün vücuduma, tüm hücrelerime yaymış olmanın o gevşek ve sağlıklı hali, evdeki sessizlik, evdeki çıt bile çıkarmayan sessizlik, dışarıda serin bir mart havası… Ve ben sanki yüksek bir ağacın tepesinde, geceden uykusunu iyice alarak kalkan, o kuş gibiyim.

Bütün parçaların yerine oturması ile bulmaca tamamlandı. Şeytan aldı götürdü dediğimiz kayıp parçaları uzun süren aramalar sonucunda koltuğun altında, mutfağın bir köşesinde, cüzdanın iç gözünde gibi yerlerde bulduk. O parçalardan bazıları:

— Telekom’un arıza bizde değil sizde demesinden sonra başlayan, site yönetimi ile daha sonra da onların gönderdiği teknisyeni beklemekle devam eden telefon ve internet mahrumiyetimiz nihayet son buldu. Gelen teknisyen kayıp parçanın Colin’de olduğunu söyledi ki, hayatta aklıma gelmezdi kabloların uçlarını sinsi bir şekilde kemirsin ve o minik telleri çalışmaz hale getirsin! İyi kalpli teknisyen gülmemek için zor tuttu sanki kendini ; ‘Dili olsa neler söyleyecek’ dedi kablolarımızı tamir ederken. Artık Kazım’ın çalışma odasına tek başına girmesi yasak.

— Bir diğer usta kombiyi tamir etti ve balkon kapısının kolunu yukarı kaldırırsam nasıl da kilitleneceğini gösterdi bana. ‘Yarabbi bu evin küçük sırlarının hepsine ne zaman vakıf olacağım!’ dedim ve gülümsedim.

— Nihayet yemek masamızı aldık. Hemen bir vazo dolusu karanfili orta yerine konduruverdim, bir yanına da güzel bir kâsede, cilaladığım elmaları oturttum. Sizin de eve yeni gelen eşyaları süsleme huyunuz var mı? Bana derin bir sevinç ve heyecan veriyor.

— Salonun şeklini değiştirdim. Koltuğun yanına sokulan ahşap sehpa ve üzerindeki elma şeklindeki lamba sayesinde bir okuma köşesi daha bulmuş oldum.

Anneannem dün bizdeydi. Masayı çok beğendi, koltuğun yönünü o masayı ve karanfilleri seyretsin diye tam ters tarafa taşıdım işten dönünce. Ben yokken annem anneannemi banyodaki tartıya çıkarmış. Koltukta hep beraber otururken anneme dönüp sordu ‘ Kaç kilo geldim canım ben?’ ’64 anne, kilon gayet iyi, bundan fazla almaman lazım’ dedi annem. ‘Hımmm...’ diye daldı yine bizimki. ‘ Boyum kaçtır acaba benim?’ Önce ben gülmeye başladım, daha sonra yaş sırasına göre annem ve anneannem ve sonra hepimiz. ‘Boyunu da ölçeriz canımın içi, biri sorunca söylersin’dedim.

Şimdi mutfağa gidip sütlü irmik tatlısı pişireceğim. Belki akşama doğru yine yazarım, çok özlemişim.

not: Melek kılığında uyuyan şeytanın uzun zaman önce çekilen bu pozunda, yattığı sandalyemden sarkan kabloyu görebilirsiniz. Daha önce dikkatimi çekmeyen bu ayrıntıyı şimdi, kayıtlara geçmesi açısından önemli olduğu için yazıya iliştiriyorum!


12 yorum:

TUĞBA'NIN DÜNYASI dedi ki...

Merhaba Sevgili Margot;
Yeni yazını az evvel gördüm ve heyecanla,nefesim, tutarak okudum. yine ne güzel yazmışsın.Yemek masanız hayırlı olsun. Güzel sohbetlerle dolu mutlu yemekler yemenizi diliyorum masanızda:)Senin gibi bende yeni aldığım eşyaları can hıraş süsler uzaktan gizli gizli izlerim sonra nasıl olmuş diye.Ananenle ilgili yazdıklarını okuyunca ananemi yine çok özlediğimi hissettim. Bu sıralar çok unutkan oldu ama o bile sevimliliğini bozamıyor bence. Bembeyaz pişmaniye saçlarıyla gözümün önüne geldi yazdıkların sayesinde görüntüsü.Beni yeğenim de colin gibi internetin kablolarını kemirmişti daha yaşı bile yokken.Hatta cd kısmından içeri biskivi atıp bozmuştu bilgisayarı. karnı acıktığında ona yemek vermiyoruz diye.Artık internetin olduğunu sevindim.Güzel günler seninle olsun. Ananene öpücüklerimi iletirsen sevinirim:)
Sevgiler
Tugba

dgül dedi ki...

Ya, keske sana yazsaymısım Margot, yakın zamanda bir arkadasımın da köpegi aynı vukuatı becerdi evlerinde. Aceba diyerek aklımdan gecti bir önceki yazında ama, fazla ukalalık mı olur( ya bir de günahı yoksa Colin'in...) diye yazmamıstım. Yazılarını tıpkı senin özledigin ve ne mutlu ki buldugun o taslıktaki huzuru bekler gibi bekliyorum. Taptatlı anneannecigine de hürmet ve sevgiler yollayıp ellerinden öpmek istiyorum. Hep yaz Margot, hep....

Margot dedi ki...

Kızlar Merhabalar, pazar pazar hoşgeldiniz :)

Sevgili Tuğba,
Misafirler biraz önce gitti, irmik tatlısını da afiyetle yedik bir gıdım bile kalmadı bizim aç kediye yalayacak. Kendisinin yediği önünde yemediği arkada ama dişleri kaşındığında son zamanlarda ne bulursa çiğner olmuştu. Ben neden bunu düşünemedim bilmem!
Sana da güzel günler olsun, pamuk anneannenle tez zamanda kavuşun inşallah!

Sevgili Dgül,
Benim aklıma bir an bile gelmedi çünkü kablolar görüntü itibarı ile sapasağlamdı. İçerden mahvetmiş zavallıları.

Yorumlarınızı görmek beni çok mutlu ediyor, taşlığa bir masa çıkarıp sohbete dalmışız gibi...

Akşam çöktü iyice, gidip gazetelerimi alıp ayaklarımı uzatayım biraz. Malum yarın ofis menekşelerinin meşhur kabus günü: pazartesi!

ışıl ışıl dedi ki...

Ah Kazım, ah Kazım, ah... Neyse artık...

ssbb dedi ki...

Bence de en iyi battaniyeyi THY veriyor :)

endiseliperi dedi ki...

margot'cuğum,
umarım pazartesi çok berbat geçmiyordur. yeni masanızı güle güle kullanın. ben de çok severim yeni bir eşya almayı, düzenlemeyi, beğenmeyip şeklini değiştirmeyi... haftasonu ikea'ya gittik yeni tv'ye sehpa almak için ama kocaman yerde o sehpa bitmiş! bir önceki gidişimizde de aldığımız Cd dolabının diğer eşini alacaktık, o da bitmişti; üstelik hiç gelmemecesine. neyse ki beğendiğimiz bu tv sehpası 10 nisan'da gelecekmiş. bekliyoruz heyecanla:P

colin, evet yaramazlık yapmış, hımmm! diyip surat asmak gerek ona ama bu sevimli yüze o kadar da surat asılmaz:)

o dediğin dertop olmuş karışık hüzün bende de var. rüyalarımda yuvarlanır durur, canımı sıkar. uyandığımda anlatmaya çalışsam da, onu anlatacak tek sözcük bulamam.


eh, işler yoluna girmiş evde sonuç olarak, geçmiş olsun:)

sevgiler. colin'e öpücükler.

Margot dedi ki...

Merhaba Işıl Işıl,
Sorma biz onun ne haylazlıklarını çekiyoruz da neyse hepsini birden ifşa etmenin gereği yok şimdi :)

Selam Ssbb,
Ben diğerlerininkileri pek bilmiyorum :) Bu hostes bir arkadaşımın pek çok Tk amblemli hediyesinden biri, şimdi Colin kullanıyor.

Periciğim,
Pazartesim fena sayılmazdı, nihayet eve geldim, birazdan internetten kitap siparişi vereceğim. ( Yaşasınnn!)

İkea malesef onu hep yapıyor. Bir aldığını bir daha bulmak çok zor, stokta da yoksa bekle ki gelsin. Bizim bir eksik için bazen her haftasonu arka arkaya gittiğimiz oluyordu, umarım dedikleri tarihte stoklara girer sehpanız. Ben bir karyolayı o kadar beğenmiştim ki sadece başlıklarını alıp, yan çubuklarının gelmesini iki haftadan fazla beklemiştim. Artık sabrım taştı sanırım, Ikea'dan bir şey alasım kalmadı onca maceradan sonra... ya da biraz ara verdim diyelim bari (!)

İşler yolunda diyelim ve dilimizi ısıralım evet,

Benden de sefgiler! :)

post(u)fiyaka dedi ki...

Fotoğraftaki kablo ayrıntısı süpermiş:)Ama siz yine de Colinin üstüne gelmeyin fazla bakimmm. Üzmeyin çocuğu olan olmuş bir kere.

müzi dedi ki...

:))
colin'in bu fotografina cok guldum ben. bu tam bir suc delili. suc ustu yakalanmis da caktirmiyor, uyumaya devam ediyor. bu arada colin ne kadar buyumus. haylaz sey!
neyse artik sorunlar cozulmus, gecmis olsun :)

Margot dedi ki...

Postfiyaka,
İlk öğrendiğimde surat astım biraz itiraf ediyorum, yok ama şimdi, hemen geçti zaten. Kendisine çok kızamıyorum, hemen bir maymunluk yapıp unutturuyor zaten.

Sevgili Müzi,
Evet ben de sonradan fark ettim ve a haaa! dedim bu işte yazının fotoğrafıdır! Sağol kardeş, artık dersimizi aldık zaten bizimkinin ne zaman ki sesi çıkmıyor, bil ki bir haylazlık peşindedir!

Oya Kayacan dedi ki...

Hahaaa, Kazım kemirgen çıktı demek. Bak ben hiç kablo kemirmekle iştigal etmemişimdir... Mauuuuw, Cancan

Sütlü irmik tatlısıııı? Sen alıştın mutfaklara bakıyorum... Sevgileeer, Oya

nur dedi ki...

selam...margottocum ....gitti mutfağa gelmez margottocum...e özledik ..yaw kaç akşama doğru geçti sizin akşamın doğrusu üzerinden..işallah yeni biserüven yoktur yada cansıkıcı serüven demeliyim...güzel serüvenlerinle (tatsızlıklar hep var evet ama güzel dileyelim güzel olsun güzel kalpli kimse üzülmesin)döktür pıtır pıtır saç sayfana kelimeleri... kelimelerde cümlelerde,bende,....özledik seni ...sevgiler