Cuma, Haziran 22, 2007

Gök kubedeki manamız

Günler günleri, haftalar haftaları, aylar seneleri ve hayat bizi kovalar. Bazen köşeye kıstırır. Tam oraya çömelir, boynumuzu büker kalırız, boynumuz kıldan ince kalır.

Bu sabah bir arkadaşımızı kaybettik. Hiç tanımadığım biriydi ama hep duyuyordum hasta olduğunu, hastalığının kötüye gittiğini… Kendini hiçbir zaman alıştıramayacağın bir fikir olan birini kaybetmek gerçeğe döndüğünde, bütün kelimelerin içi birer birer boşalıyor, manaların hepsi uçup gidiyor, boşluğa savruluyorsun bir an ayağının altından yer çekiliyor.

Ofise bu hislerle girdiğimde, herkese kilometrelerce öteden baktım sanki… Hepsi kafalarını eğmiş, uysalca çalışan uykulu iş arkadaşlarım. Dışarıda yüzlerindeki yastık izleri silinmeden arabalara doluşmuş insanlar, açılan dükkân kepenkleri, devam eden hayat… Yapılan her şey, yapıldığı anda ne kadar önemliymiş hissi veriyor; Sanki dünyanın sonunu getirecek sandığımız dertlerimiz, kıramadığımız şeytanın bacakları, bir türlü tutturamadığımız Sayısal Loto’lar, sabah akşam içinde kavrulduğumuz trafik, garsonun getirdiği yanlış siparişler, iş yerinde çıkan mesai, ay sonunu getirememek ve içimizde tespih gibi çekilen tüm şikâyetler… Afakî dertler… Sabahtan akşama kadar dertlendiğimiz her şey, o her şey işte bir haberle beraber siliniveriyor, yüzüne bir tokat aşk etmiş gibi sanki birileri. Yüzünde bir sızıyla bakıyorsun etrafa, bir anlık bir kendine geliş, yüzünden çabuk ama yüreğinden zor silinecek bir sızı.

Malum dertlerimizi, yüreğimizi sıkan kabartan dertlerimizi bir of çekerek, bu da geçecek diyerek, diş sıkarak, işi şakaya vurarak, haydi o da olmadı diyelim pes ederek, rest çekerek, yetti be size de işinize de, hepinize de! Diyerek bir şekilde geçiyoruz, geçmek zorundayız, bunu hayatta bir şekilde öğreniyoruz. Öğrenilmeyen, prova edilmeyen tek şey var hayatta. Ve hiç ölmeyecek gibi yaşayan insanlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi bir kavgada ısrar eden, alınganlık eden, yok yere hem kendini hem başkasını üzen, yalnız kaldığında durup düşünmeyen ben ne yaptım da beni istemiyorlar deyip kendine sormayan insanlar... Hayat kim olduğunu bulmakla değil, şurada yazdığı gibi , kendini yaratmakla, manaya katmakla alakalı değil mi? Kendinden bir şeyler yapmak en güzeli, insanların içine su serpebilecek bir şeyler, onlara bir faydası dokunacak, bir fark yaratacak bir şeyler.

Mana yok ki dostlar, onu siz yaratıyorsunuz. Mananıza güzel karar verin çünkü hayata verecek başka hediyemiz yok… Çünkü her şey bir hatırlayış ve unutuştan ibaret, bir anlık bir çınlamadan…

9 yorum:

Hande dedi ki...

GErçekten çok doğru yazdıkların... En kısa deyişle hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak her an ölecekmiş gibi yaşamak... Öpüyorum seni...

return2 dedi ki...

Bilmiyorum Turkiye'de var mi, burada bir TV programi var, "American Inventor" diye. Binlerce insan, bin cesit icadini tanitiyor, sonunda odule ulasmaya calisiyor ama, hepsinde de yeni bir sey yaratmanin heyecanini goruyorsun. Bu haftaki programa 74 yasinda bir mucit cikti, icadini tanitti buyuk bir heyecanla, titreyen sesiyle... Juridekiler sordular: "Neden simdi, neden 74 yas, neden icat?" Yasli adam cevap verdi: "We have to justify our lives, don't we?"
Icadi ahim sahim bir sey degildi, ama tum uyelerden tam not aldi...

Yazmayi biraktigim bugunlerde aklimda hep laf var sevgili Margot: "We have to justify our lives"

gezicini dedi ki...

herşey bir anlık, hayata kattığımız ufacık birşeyler varsa, ne güzel. hiç ölmeyecek gibi yaşamak evet, ama bunca küslük, alınganlık, kavga neden? bilmem ..
ben bir nefes , bir hava alıp gelicem...
sevgiler
gorki

gozde dedi ki...

hoş bir sada,bir kahkaha sesi,neşeli bir fotoğraf,sevdiklerinin sana sarıldığında,yumuk yanaklarını ya da kollarını sıktıklarında aldıkları haz ..işte bunlar kalsa geriye yeter..beni bunlarla hatırlasınlar..Bir de hayvanlarım ve yemeklerimle..

dgül dedi ki...

"Hayat Sineması"nın iste tam da bu anda; bu zamanda oynayan figüranları oldugumuzu düsünüyorum ben de hep. Marifet, galiba rolünü en icten, en samimi ve de en kendine mahsus bicimde oynayabilmekte. O zaman izleyenlerin - izleyeceklerin hafızalarında "manalar" ve imgeler kalabilir diye umuyorum. Sevgiler...

Adsız dedi ki...

butun bu bunalımlarınız,sıkayetlerınız ve o guzel arkadaslarınız,kucuk burjuva
alıskanlıklarınız,para hırsınız,en yakısıklı sevgılı hırsları,kocalar
ve karılarınız,sokaktakı kedılerınız,kopeklerınız,sehır
romantıklıgınız,her gordugunuz bıseyden anlam cıkarma ozlemlerınız
vs vs vs koca bır bosluk ve zaman
tuketımınız...bır abı veya dost olarak; ellerı nasırlı,omuzları
nasırlı onurlu durust dostlarınız varmı?yoksa sayet bulunuz ve paylasınız...yuzlerı maskesız,dogal
yorgun ama sapına kadar 'ınsan'
dolu cevrenız...yeterkı ısteyın ve
çapa gosterın.o ınsanlar hem adam
gıbı adam,hemde karsılıksız vermesını cok ıyı bılen ınsanlar.
hıcte uzakta degıller aslında,ıkı
adım atın gozlerıne bakın hemen
tanıyacaksınız onları..kendınıze
ıyı bakın.herhangı bır anonım abı.

temhaangelio dedi ki...

belkide öylesine yaşamak lazım dünden hiç "mana" biriktirmeden

Margot dedi ki...

Sevgili Hande,
Bilmiyorum hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyor muyum ben? Çalışmaktan kasıt yaşamaksa eğer ( bazılerı için çalışmak= yaşamak oluyor bir süre sonra ) hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamayı yani çalışmayı beceremiyorum ben.. Ben de seni öperim, barıştığımıza sevindim. Şakadan da olsa küsmeni istemem :)

Sevgili Return2 komşum,
Evet o yarışmanın aynısı bizde de NTV kanalda başladı, ismi de Türk Mucit. Yamyam'la seyretmeyi çok seviyoruz, icatlara şaşırmamız bir yana, Türk Mucit'lerin medeni cesaretleri de ayrı bir güzellik :) Yaşamın hakkını vermek öyle zor bir şey olmasa gerek, ne de olsa bundan başka yapacak bir şey yok buralarda ;) Şaka bir yana neden yazmayı bıraktın komşum, umarım yakın zamanda yine başlarsın yazılarına. Sevgiler benden.

Sevgili Gorki,
Evet ben de onu anlayamıyorum, insanların birbirine kötülük etmeye neden bu kadar meraklı olduğunu hala anlayamıyorum... Halbuki senin tavrın, yaklaşımın, bir şeyi söyleme biçimin aynı şeyi söylemene rağmen karşındakinde öyle büyük fark yaratıyor ki...
Sevgiler benden,

Sevgili Gözde,
Sevdiklerimiz ve sağlığımız oldukça bundan mutlu olmayı ve bunun için şükretmeyi bilmeliyiz. Sana da kucak dolusu sevgiler benden.

Sevgili Dgül,
Öncelikle hoşgeldin, diğer yorumlarda kaçırmıştım, fırsat bu fırsat diyeyim. Bence rolünü yaratan sensin, sana verilen kadar, senin kattıkların da önemli. Sonra o rolün hakkını vereceksin ki o en güzeli, en makbulü tabii ki.

Margot dedi ki...

Sevgili Herhangi Bir Anonim Abi,
Haklısın, boşlukta hissettiğim çok olmuştur. Zaten bir boşluk hissetmesem her şey tam olsa, bir derdim olmasa, neden yazayım? Neden çaba sarf edeyim, neden anlatmak için kalbimden çıkanı pat diye koyayım bu sayfalara? Kimseyi siz ve sizin gibiler, biz ve bizim gibiler olarak ayırmamaya çalışıyorum. Ayıranlar vardır elbet, ayırmaya meraklı olan yok mu? Çok var. Ama bence biz varız, hepimiz. Hepimizin o kadar da farkı yok düşününce.
Sen de kendine iyi bakasın anonim abi.

Sevgili Temha Angelio,

Bir az önce yazdıklarını okuyordum.
'Bense içimden sökemediğim bir hastalığa yakalanmışçasına öylesine yaşıyorum' demişsin. Sayfandaki küçük kıza bakınca öylesine yaşamadığını söyleyebilirim. Sen onun için kesinlikle çok mühimsin. Ben onun yaşlarındayken dayım benim için en yakışıklı, en harika insandı. Onun için bence siz beraber bir parka gidip, şöyle bir güzel eğlenin. Hiç bir şey öylesine olmuyor hayatta, ya da bana öyle geliyor :)
Sevgilerimle,