Salı, Mart 20, 2007

Baylar Bayanlar Kaydıraktan Kayanlar

Kaydıraktan kayar gibi geçiyorum zamanın içinden. Sabah gün ışırken açıyorum gözlerimi, kaydırağın tam tepesindeyim. Uykulu uykulu bırakıyorum kendimi güne. Akşam oluyor bir çırpıda, kendimi karanlık kumlar içinde buluyorum. Uyuyorum. Sabah olduğunda yine kaydırağın tepesindeyim.

Çok soğuk iki Mart gününden sonra havalar insafa geldi İstanbul’da. İlk çok soğuk günde Başkalarının Hayatı isimli neşriyata gittik. Beyoğlu CineMajestic’te. Pazartesi, Çarşamba halk günüdür, biletler 7 lira dediler. Hoşumuza gitti bu iş. Yabancı film Oscar’ını alan bu güzelim film insanı hüzünlendiriyor. Beni de hüzünlendirdi çok. ( Kim bilir belki de kendi hayatımın Doğu Alman kanadını hatırlatmıştır bana ). Filmde bir oyun yazarını ve sevgilisi tiyatrocu kadını dinlemekle görevli bir ajanın, onları kendince sevmesinin, bir noktadan itibaren korumak kollamak istemesinin hikâyesi anlatılıyor. Ajanımız -Kevin Spacey benzetmesinden kurtulması maalesef mümkün gözükmeyen adamceğiz- bir noktadan sonra izlediği insancıkların hayatlarına dokunmaya, bir nevi Truman Show’culuk oynamaya başlıyor. (Manalar arasında tahtadan köprüler kurar, üstlerinden yalınayak başıkabak koşarım) En nihayetinde herkes değişebilir (mi?), görev adamcıkları bile insandır ve onlar da değişir, insanoğlu ne gariptir. Hayat değişirken kimse aynı kalmaz, hayatları değişen insanlar başka insanlar (mı) olurlar.

Bu filmde bir an için Jim Carrey yanılsaması yaşadıktan sonra asıl Carrey filmine- 23 numaraya- bir bakalım dedik. Bakmaz olaydık, görmez olaydık. Filmden sonra kendimi annesi yerine koyup , “Evladım ne yaptın sen?” diye Jim’i bir güzel azarlamak geldi içimden. “ O nasıl bir senaryo çocuğum? Onu insan alır da oynar mı evladım? 23 numarasının kabak tadını geçip illallah dedirtmesi de neyin nesi? Hem sana yakışıyor mu evladım boyamışsın yüzünü gözünü, maymun etmişsin kendini ele güne ha evladım? Âlemin çocukları Oscar peşinde sen hala bu filmlerde oyna evladım, aferin çocuğum!” Birinin bunları Jim’e söylemesi lazım, kandırmışlar çocuğu vallahi, yazık günah! Film başladığı dakikada bir köpek kovalayan belediye görevlisi olarak, sokaktan geçen bir hanımannenin kanişine ters ters bakmalar, kedi sesleri çıkarmalar da neyin nesi? Ace Ventura’yı at kafandan Jim! Sen o mimikleri yaptığın anda ne gerilim kalıyor ne bir şey. Bence ya komik adam ol, yok illa normal normal oynayacaksan da komik olmayı unut. Ne olur!

Bu iki film birden tadında yazımızı da bitirdikten sonra birazdan suların taksim edildiği semte doğru yola çıkacağım. Soğuk havalardan sonra bugün şehirde hava güneşli ve ışıldaklı… İnsanın içinden kedi yavrusu gibi keratalıklar yapmak, sevdirik olmak geliyor. Bugün ben de ağırdan alacağım biraz, kursa geç kalmayı baştan kabulleneceğim. Her şeyin düpedüz farkında olsam da müstehzi müstehzi güleceğim. Çaktırmadan bu kâğıdı katlayıp, bir romanın arasına koyacağım, romanı da çantama. Çantamı koluma takıp, yoluma gideceğim.

Hoş geldin hafta sonu, kaydırağın tepesinden amma da uzun görünüyorsun!
10.03.2007

5 yorum:

cemali dedi ki...

"Kaydıraktan kayar gibi geçiyorum zamanın içinden. Sabah gün ışırken açıyorum gözlerimi, kaydırağın tam tepesindeyim. Uykulu uykulu bırakıyorum kendimi güne. Akşam oluyor bir çırpıda, kendimi karanlık kumlar içinde buluyorum. Uyuyorum. Sabah olduğunda yine kaydırağın tepesindeyim."

Boşuna dememişler zaman zaman okumak insanın bildiklerini hatırlatıyor diye...
Sevgiler

Melmoth dedi ki...

filmdeki ajan icin soylenecek soz ilk bakista evet 'degisiyor' olsa bile filmin bana dusundurdugu esas sey, asil insanlarin yasama karsi tavirlarinin kayitsizlik olacagi ve bu kayitsizlik icinde yaptiklari isin ne kadar yararsiz,amacsiz ve sonucsuz oldugunu bilseler de islerini disiplinle surdurmeye devam edecekleri gercegi oldu.

ben, ajani filmin sonunda siradan bir isi disiplin ve titizlikle yapisindaki vazgecmisligi sevdim.

Sibel dedi ki...

Margoooot! Birkaç saat farkla oturmuşuz Cine Majestik koltuklarına:) Ben de 21.00 seansında izledim Başkalarının Hayatı'nı. Film beni de hüzünlendirdi (gerçi bu aralar hüzünlenmek için hiçbir şeye ihtiyacım yok maşallah, tepemde bir adet hüzün bulutuyla geziyorum) İzlerken aslında kendimize başka hayatlar aradığımızı düşündüm hepimizin. Bulsak aynı o adamcağız gibi sarılacağımızı belki..

Adsız dedi ki...

Margotcuğum,

Sen hayatımda gördüğüm en direkt, en yalın, en samimi film yorumcususun.

Sarıldım...

Witch

Margot dedi ki...

Hoşgeldin Cemali,
Bu aralar zaman çok hızlı geçiyor benim için, sel gibi beni de önüne katıp sürüklüyor...

Merhaba Melmoth,
Haklısın, bir iki kez seyredilecek filmlerden bu da işte. Çıktıktan sonra insanın kafasında dönüp duranlardan.

Sibelciğim,
Neden hüzünlüsün? Bu aralar çok yağmur yağıyor ve benim ruh halim hemen meylediyor hüzne, seninki de havalardan olsun bir tek. Evet ben de senin gibi düşündüm, başka hayatlar arıyor çoğu insan. Dün Skandal isimli filmde de başka hayatlar istiyordu kahramanlar. Ama onu başka bir yazıda ahkamlarım artık :)

Sevgili Witch,
Kendimi Jim'in annesi yerine koyup nasihat verdim çocuğa, samimiyet sınırlarını zorluyorum :))

Sarıldım ben de ;)