Salı, Şubat 27, 2007

Öğleden Sonra, Uykudan Önce

Şu delikli pijamalı arkadaş çekmecesinden çıktı ve ben onu bir türlü yakalayıp çekmeceye geri tıkamıyorum bugün. Hâlbuki sonsuz ihtimaller denizinde kulaç atabilir, kitap okuyabilir, hali hazırda hocamın vermiş olduğu ödeve başlayabilir, odamı toplayabilir yani velhasıl yapabilir ya da edebilirim. Kadirim bunlara çok şükür. Gelgelelim iki gözüm okuyanlarım, içimden edimsizliğin kumlu diplerine pisi balığı gibi gömülmek geliyor! Ah şu kaçak delikli fanilalı, çekmecesinden kurtulalı beri sanki gitti bünyemin hareket mekanizmasındaki fişi çekti, kabloları ters bağladı, bir şeyler yaptı ya da şöyle diyelim kötü örnek oldu! İsyana sebep oldu yani, bayrağını açan her hücre çalışmaya son, divanlara özgürlük, yan gelmeliyiz ve devrilmeliyiz sloganları atıyor. Bastıramıyorum, zor bir durumla karşı karşıyayım, imdat demek istiyorum! Ah bir yakalarsam delik deşik edeceğim o pırtık fanilasını, parçalanmış terliklerini lime lime olana kadar kafasına vuracağım. Hayır, merak ediyorum sen kolunu kaldırmaktan acizken kalk bütün bünyeyi kapla, nasıl mümkün olabildi bu?

Bilmiyorum, bilmemekle mecburen yetineceğim zira salgıladığı Pasiflora şurubu şu an damarlarımda ılık ılık akarak beni bir yorgan döşek fanatiğine dönüştürüyor. Uyumak istiyorum ve rüyamda magazin programları seyrederek, fındık fıstık yemek. Aksi gibi öğleden sonra bütün pısırıklığı ile odanın ortasına çökmüş durumda, güneş yumuşak tüylü bir kedi gibi pencereden içeri süzülüyor ve uzaktan birinin dinlediği ninni kıvamında radyo sesleri duyuluyor. Pencerenin kenarında duran kıvırcık salatadan hallice bitkimin bile uyuduğunu düşünüyorum şu anda, zaman bazen sessiz bazen gümbürtülü ama hiç durmadan akıp gidiyor burada şurada ve eminim sizin oralarda da.

Bu ruh hali bana hep bir şeylerin ucuna gidip oturmuş, ayakları sallandırmışım hissi verir. Mesela böyle öğleden sonranın akşamın üzerine üzerine gittiği saatlerde, dışardan sanki bir müjde saçarmışçasına geçen Aygaz arabasının melodisi, halı silkeleme sesleri, içinden gelen çayın yanına bir de çoban salatası yapıp, beyaz peynir çıkarayım isteği, ya da bir parkta torunu sallandıran bir anneanne seyredebilme lüksü gibi şeyler. O anneannelerden biri kıvırcık kafa bir torun alıp balıklarımızın olduğu kovanın başına gelmişti geçenlerde. A bu kovada bakalım ne var diye komik ama samimi bir şekilde çığlık attılar beraber. Sonra aaaa! Şurada bir kova daha var acaba onda ne var dediler ve komşunun kovasına koşuştular el ele. Bu merasim gözümün takip edebildiği kadar sürdü kıyı şeridinde ve anneanne her kovada ayrı bir inandırıcı performans sergiledi.

Neyse işte, ben ayaklarımı sallandırmış oturmuşken hep bu vakitlerde havaya karışan bir ezan sesi ve sanırım hep anlattığım buralardan geçen hisler. Yani bu hislere binip başka yere gidilmiyor maalesef, oralardan geçmiyor bu hisler… Oralarda başka türlü hisler vardır ki mutlaka bunlara ikame eder ama bunlar genelde daha iç hatlar çalışıyor.

Çayın tıkırtısı buraya gel der gibi hızlanırken, icabet etmemek olmaz. Ah terlikleri sürüyerek gideceğim şimdi mutfağa, çoban salatasının da mevsimi değil ama ne yaparsın?

7 yorum:

postfiyaka dedi ki...

Yine çok güzel yazmışsın. Kurgun çok güzel olmuş:) Hocan sana nasıl ödev verdi anlamadım ben olsam tamam bu kız olmuş gerisi yapsın derdim. Belki budur benim hoca olmayışımın sebebi(olamayışım diyeyim:) her neyse çok takılmadan bu konuya o delikli pijamalı arkadaşını buralarda da gördüğümğü ama zayıf nokstasını bulduğumu söyleyim onu kaçıracak çok güzel bir şerkı buldum nasıl korkuyor yanıma gelmeye bir bilsen.

Sen kocaman bir çılgınsın Margotumm
seni çok seviyoruz...

celerone dedi ki...

Of öyle bir anlatmışsın ki karşına kıvrılasım geldi.

Oya Kayacan dedi ki...

Ben de gelip dinlendim biraz.

Margot dedi ki...

La Fa La Sol Fiyakalı Kardeşim :)

Celerone'cuğum,
Ben küresel ısınmadan dolayı bahar yorgunluğu yaşıyor olabilir miyim sence?

Oya'cığım,
Bunu saymam yine beklerim.

The Dreamer dedi ki...

En temel insan haklarımızdan biri nedir biliyor musun demişti bir üstadım; tembellik edip yan gelip yatmak..:)..İşlerimizi veriverenler, hatta eşzamanlı şöyle düşünürsek, üstümüze üstümüze binibiniverenler; "bunlar yoruldular haftasonları da dinleniversinler" deyivermişler....Bakıyorum hepimiz haklarımızın bilincinde ve farkındayız..

Sevgi ile kalın..

Margot dedi ki...

The dreamer,
Maalesef benim bir pazarım var, o da yetmediğinden böyle yorgun hallerdeyim. Tembelliği özlüyorum.

Cemali dedi ki...

Tembelliği özlemek...
Biz üniversite öğrencilerinin yanından hiç ayrılmıyor...
Şu yaklaşan sınavlarda kovacağız...
Umarım size uğrar...