Pazartesi, Aralık 05, 2005

Kıtalar arası kahve molası


Deniz otobüsüne artık ayakta yolcu almıyorlar. Kalkıştan beş dakika önce yetişmeme rağmen, yüzen otobüs bensiz hareket etti. Arkasından mahzun gözlerle bakakaldım. Bir sonraki otobüs tam bir saat sonra! Neyse ki Bakırköy Deniz Otobüsleri İskelesi her gün bu tip hayal kırıklıklarına sahne olduğundan, sahnesini ona göre hazırlamış. Sağ taraftaki gazete bayiinden her türlü Penguen, Radikal, Yeni Aktüel ihtiyacınızı giderebilir, sol taraftaki çaycıda oturup bir saat vakit öldürebilirsiniz. Gazete Bayii amcayı seviyorum (gazete bayii amca olarak), buyurun efendim, iyi günler gibi kibar kibar konuşuyor, her türlü yazılı neşriyatı hoop çıkarıveriyor, efendi gazete bayii amca. Ama aynı şeyleri sol taraftaki çaycı amca için söyleyemiyorum. Sol taraftaki çaycı amca bir kere, kötü çay yapıyor, kötü bardaklara koyuyor. Yiyecek bir şey isterseniz tost var diyor ama tostu da nerden çıkardın der gibi garip garip bakıyor.. Sonra sen tost istememişsin gibi davranıyor, sonra gelip sizin tostunuzu getirmediler mi diyor? Yok diyorsun, kafasını bir yerlere çarpmış gibi bakıyor, neyliydi sizin tost diyor! Karışık diyorsun dişlerinin arasından, lütfedip tost söylemeye gider gibi yapıyor. Velhasıl çaycı amca insanın sinirlerini tel tel şehriye ediyor, sen de kötü çayın parasını bırakıp, kötü tost yemekte ısrar etmeyerek devam ediyorsun yoluna.

Kadıköy’e bir iniyorsun, meydanda konser var! Ne olursa olsun, yaşamaya mecbursun! Gereksiz Ampulleri söndürelim, Göztepe Parkı’na dokunmayın! Küresel ısınmaya dikkat (?) gibi pankartlar arasında bir süre sallanıyorum, eski üniversiteli havam yok. Zaten benim eskiden de eski üniversiteli havam yoktu, yalan konuşmanın lüzumu yok. Öyle bir iki hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı diye sallandıktan sonra, alıyorum soluğu çarşıda.

Kalabalık çarşıda biraz geziniyorum, Çiya’da analı kızlı yiyorum, ordan dvd’ciye, sözüm söz Breakfast At Tiffany’s dvd’sini alıyorum. Sonra her zamanki gibi kendimi kaybediyorum Easy Rider ve Chinatown ile klasik kontenjanımı genişletiyorum ve farkına varıyorum ki filmler de insanda kahve hissi yaratıyor. Kimi kallavi, kimi okkalı, kimi likörlü, kimi sade. Elinde dvd paketiyle Bahariye’den aşağı yürüyen Margot, potinlerini zaman zaman birbirine vuracak kadar mutlu oluyor. Ve hoplaya zıplaya Gloria kahvecisine kadar yürüyüp, orda hiç tatmadığı bir kahve tatmak istiyor. Ne tatmalı, ne tatmalı? Portakallı kahve istiyorum ben diyorum garson arkadaşa. Bana cıkcıkcık! Ah küçük şirin kız der gibi bakıp Swiss aromalı hedehedehöy Moka istiyorsunuz yani? diyor. Ben de ah evet öyle diyince de çok havalı oluyor ama ben portakallısı hangisiyse ondan alıyım diyorum. O da yine ah seni küçük aptal der gibi gülümseyip sahneyi terk ediyor. Şu süper anlayışlı gülümsemesi bir yana, neden portakallı kahve istediğimde İngilizce bir tekerleme söylemek zorunda olduğumu anlayamıyorum. Hayır söyleyebilirim de neden? Buraların da adeti bu olsa gerek, İngilizce kahve ismi söyleyip gülümsüyoruz!O la la ! Portakallı Karamella olsun bunun adı, hem tadı da güzel! Yalnız kreması biraz iç bayıyor, bir daha ki sefere kaymağını abartmayın olur mu diyeceğim bakalım ne diyecekler? Olur derler ne diyecekler? Sen de bir hoşsun yani..!

Neyse ben yine potinlerimle zıplayarak deniz otobüsüne yürürken, portakallı kahveden etkilenerek portakal rengi tozluklar aldım. Hava iyice kararmıştı ve deniz otobüsü beni yine almadan giderse çok bozulurdum. Biraz daha hızlı zıplayarak iskeleye geldim. Akşam Easy Rider’ı seyrettim. Kaptan Amerika ve Kankası motorlarına binip yola çıktıklarında Born to be Wild doldurdu odayı, motorun üzerindeki alevlerle portakal tozluğum uyuyordu. Bas bas bağırdım evde, çın çın çınladı sesim. Born to be wildd!! Kaptan Amerika yolda bir ara durdu ve kol saatini fırlatıp attı. Sonra yola devam ettiler.. Film bitince kalkıp bir makarna yaptım, peynirli ve domates soslu. Televizyona baktım biraz, dans yarışması gibi bir program vardı. Çok güldüm. Böyle komik programlar yapsınlar hep. Sonra yorgun düşüp uyumuşum.

11 yorum:

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

Merhaba,
Bir kac kez sayfani görmüstüm , bu sefer üsenmeden okudum.Istanbuldan uzakta yasayan bir Istanbul lu olarak sanki senle beraber bende oralara gitmis gibi oldum,izninle sayfana link de vermek isterim.

Dayan, 5 Gün sonra yine cumartesi.
selamlar

Deniz dedi ki...

Boyle gunduz gunduz tek basina avarece gezinen kadinlara nefretle bakardim cok acelem var iken, simdi tadini cikariyorum. Sufer bisi di mi? Keske hic gerekmese calismak.

Margot dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Margot dedi ki...

Merhaba Turkish Delight,
Hoşgeldin!
İstanbul'da gezinmeye devam edeceğim şüphesiz, umarım sen de bu notları okurken keyif alırsın.
Link için izin ne demek aşkolsun! Selamlar bizden!

Denizcim,
Keşke hiç gerekmese çalışmakk!! Keşke şu komik pilot gözlüklerinden takıp, Vespa'mla sokak sokak gezebilsem!! Alasım var onlardan bir tane!

mor-benekli-kara-kedi dedi ki...

selammm!!!
yazın beni çok mutlu,mesut eğledi.cidden seninle birlikte, ben de bir tur attım kadıköy'de ve bunda tam bir ay önce senin yaptığın aylaklığı benim de aynı mekanlarda yapmamın payı büyük. çiya da çiya demeden edemeyeceğim bu noktada...
neyse işte; şu suratımda oluşturduğun manasız aptal gülümseme için teşekkür etmek istedim yalnızca.

Dea dedi ki...

Margot harikasin yine yaa! :) inan yazini okuyunca yanlis anlama sana liseli demiyorum ama liseden kacip bende bakirkoyde kadikoyde dolasirdim ayni senin yaptiklarini yapardim.. aklima lise gunlerim geldi birden.. tozluklarim motorsikletim.. tek basima ictigim kahveler..
neyse 10 gun sonra kavusuyorum biricigime!

uykusuzadam dedi ki...

Hey, mutlu bir yazı mı bu yoksa :)

Yaramış sana bu istifa..

Ama merak ettim, nedir bu tozluk dediğin şey, giyilir mi, napılır ?

Gloria olunca Oregon Chai, Starbucks olunca Chai Tea Latte olan şeye ba-yı-lı-yo-rummm.. Ama soğuk ve buzlu olanına.. Seattle'da yok bunlar. Tarifini öğrensem de yapsam diye hayal edip duruyorum.

Margot dedi ki...

Sevgili Mor Benekli Kara Kedi,
Çok rica ederim, mutlu mesut olduğunuzu duymak ne güzel!
Sevgili Dea,
Motorsikletine mi kavuşuyorsun? Vay be benim de bir biriciğim olsa, süper olmalı!
Uykusuzcum,
Evet bu portakal rengi bir yazı, enercik! :) Tozluk böyle ayaksız, çorap gibi giyilen şey. Hani flash dance de giyer kızımız masa üzerinde dans ederken, hani 80'ler?? Haah işte ondan!
O dediğin ingilizce tekerlemelerden istedik ama yok dediler. Bazı Gloria'larda olmuyo mu nedir?

Mutfakta Zen dedi ki...

seni makarna kardesim ilan ediyorum margocuk!
makarnalarimizi ayni tencereye koyalim ve makarna kardesi olalim lütfen tamam mi?
ne zaman makarna yapsam (ki bu her gün olmuyor herhalde!) bir bakiyorum sen de yapmissin. bilmiyorum saatleri tutturduk mu? yok zannetmem. ben ani bir kararla makarnami yaparken sen herhalde isteymissindir. yakindaaaa ticen'in blogundaaaa...
öptüm yanaklarından, makarnaya gelebilir miyim? sahiden. fiziken.
t

Margot dedi ki...

Yaşasın!! Tijen'le makarna kardeşi olduk biz! Güçlerimizi birleştirdik ve artık gezegendeki en güzel makarnaları biz yapıyoruz. Kartelleşmeye doğru gidiyoruz duymadık demeyin. Rakiplerimize itibar etmeyin!

ps:İstanbul'da olduğunda bana yazarsan eğer, sahiden ve fiziken görüşmek isterim seninle Tijencim! Her zaman çaya,kahveye ve hatta makarnaya ve kesinlikle sohbete beklerim! Ben de öptüm!

Mutfakta Zen dedi ki...

sevgili makarna kardesim,
(çok komik bu sey.. çok mutlu bir günüme denk geldigi için ekstra ekstra eglendiriyor ayrica!)
istifa etmekle iyi mi etmissin? bana göre kesinlikle evet! çay, kahve, makarna molasinda sana kendi istifa dönemimi anlatirim istersen, o zaman anlarsin neden iyi etmissin dedigimi de kira falan veriyorsan ve birikimlerin çoook kabarik degilse iste orada sorun basliyor. tabii bu durumlar konusunda da en derin bilgelik bilgilerini yasayarak kesfediyor insan, ben sahsen öyle yaptim pek de mutluyum! az çoktur! allllwayyssss...