Pazartesi, Aralık 12, 2005

İki film birden;Breakfast at Tiffany’s ve Amélie,

Kar geliyor diyorlar. Güzel ne kadar film varsa siper etmeli! Soğuk havalarda sıcak çikolata etkisi yapılacak olanların gösterim tarihleri öne çekilmeli ve saflarımız sağlamlaştırılmalı. Karla kışla mücadelede ön saflara koyabileceğiniz bir yürek ısıtan da ‘Breakfast At Tiffany’s’ isimli neşriyattır ki, yıllardır eskimeyen güzelliğiyle izlenme süresi içerisinde yalnız kalpleri ısıtmakla kalmaz, dışarıdan gelecek herhangi bir soğuk esintiye karşı İzocam yalıtımı sağlar. ( bakınız gizli reklam-kazanç kapısı ilişkisi).

Bir kere komiktir filmimiz, bir kere muziptir, eğlencelidir. Sevimlidir filmimiz, çocuksudur. Acıklıdır bir yandan ama bir yandan umutludur. Sahnelerin hepsi birbirinden güzeldir, Audrey Hepburn sahnelerden de güzeldir. Audrey güzel olduğu kadar küstahtır, vahşidir ama aynı zamanda korkaktır ve yalnızdır. Audrey bu filmde şahanedir, bir insan hem bu kadar gündelik hem bu kadar abiye olur? Hem bu kadar yaramaz çocuk hem bu kadar kadın? İşte Audrey gibi olur başka nasıl olacak?

Filmin ilk sahnelerinde Holly isimli karakterimiz uyumaktadır. Gözünde şu Çin işi saten kumaştan uyku gözlüklerinden vardır. Kulaklarında da uçlarından püsküller sarkan tıkaçlar. Kapı çaldığında duyamaz. Sarışın kedi yatağa zıplar ve patisiyle dürtmek suretiyle Holly’i uyandırır. Ah ne güzel sahnedir o. Güzel bir filmin başladığını anlatır. Kapıyı çalan aşktır. Üst kata taşınmaktadır aşk. Holly ne kadar kaçarsa kaçsın, kulaklarını püsküllü tıkaçlarla tıkasın aşk engel tanımaz. Kim kaçmıştır, kaçabilmiştir? Olmaz öyle şey. Filmlerde hele hele, olmaması adettendir.
Holly kendi başına yaşayan bir 60’lı yıllar Amelie’sidir. Ondan daha sosyaldir yalnızca. Amelie’nin konuştuğu insan sayısı sınırlı iken Holly ortamlara akar, partiler verir, erkekleri bozuk para gibi harcar, kapılardan kovar, parmağında oynatır. Ama bu sadece savunma mekanizmalarının farklılığından ibarettir. Korunma yolları farklı olsa da korkaklıkları aynıdır. İncinmekten korkarlar, yaralanmaktan. Mesafe koymaları bundandır, ürkerler. İçine kapanmaları da bundandır. İkisi de yalnızdır ve ikisi de hınzırdır. Yalnız ve hınzır kızların hikayeleri güzel olur. Ele avuca sığmazlar, çat burada pat kapı arkasındadırlar, küçük notlar yazmayı severler. Güzel hediyeler vermeyi de. Hediyeleri hep birbirine benzer. Küçük ama o belirli noktaya dokunacak kadar yeterli ve etkili. Bir parmak ucudur onların hediyeleri, usulca uzanır dokunması gereken yere doğru. Holly yıllardır yazmadığını görünce ertesi sabah bir daktilo şeridi bırakır sevgili Fred’inin posta kutusuna. Amelie özenle hazırlar hediyelerini, evden çıkamayan alt komşusuna yürek ısıtan görüntülerden oluşmuş bir video bırakır mesela.

Amelie de Holly de kendilerinden kaçarlar. Amelie de Holly de çocukturlar, hiç büyümezler. Çocukluk aşkları yaşarlar, çocuk oyunları oynarlar. Gerçekten ne kadar uzağa kaçılabilirse, gider o uca otururlar. Kaçtıkları o uzak ve yüksek yerden bacaklarını aşağıya sallandırır, yedikleri vişnelerin çekirdeklerini gelen geçenin kafasına atarlar. Kimseye müdana etmezler, kedileri severler, bir de alışveriş yapmayı. Yüzleri de çocuksudur, gülümsemeleri de. Kocaman gözlerle bakarlar ve sıcacık gülerler. Çabuk kızar çabuk unuturlar. Ciddiyetsizdirler, dalgacıdırlar, ne olursa olsun ne kadar çocuk olurlarsa olsunlar yine de karizmayı çizdirmez, kuyruğu dik tutarlar.

Evet, kar geliyor diyorlar. Sokağa çıktığında artık adam akıllı üşüyeceğin mevsimdesin. Sırtına gazete kağıdı olsun bu filmler. Soğuktan gelince panzehirin olsun. Birden sıcak suya sallandırmış gibi ol ayaklarını. Dışarıdaki hayatı hepimiz az çok biliriz, eve gelmenin, kendini eve atabilmenin güzelliği bundandır. Sinema da zaten umutları lazım olana kadar konserveleme sanatı değil midir? Sıcak tutalım, kış da biter, zamanı gelir…

Petite Poisson: Audrey Tautou’nun ismini Audrey Hepburn’den esinlenip vermiş olsa annesi, ne güzel olurdu. Acaba öyle midir ? Değilse bile günümüzün Audrey’sidir diye iddia edilebilir.

12 yorum:

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

Ameli diyince benim aklima hep o filmdeki "kacirilan" bahce cücesi geliyor, sonra dünyanin degisik yerlerinden fotograflarini yollamasi.Gercekten de süper bir film.

yuvakuran dedi ki...

Yazi yazarak para kazanmayi hic dusundunmu?? cok guzel gidiyor yazilarin. Kolay gelsin.

Burcu dedi ki...

İkisi, benim de kış geceleri stoğumun vazgeçilmezlerinden. Billy Elliot, Leon, Çikolata ve Piano da öyle.

Petek dedi ki...

Margotum canım arkadaşım, kadim dostum;

En yakınn zamanda elinde "Breakfast at Tiffany's" dvdinle kapımda belirmeni istiyorum...

Güzel bi kırmızı şarap ve kikirdeşmelerimizle pek de uyumlu olur diye düşünüyorum...

PS: Geçen seferki fiasko gecemiz için özür dilerim...:(

Margot dedi ki...

Sevgili Turkish Delight,
Kesinlikle! Amelie'de hınzırlıklar saymakla bitmez zaten, bahçe cücesi de çok güldüğüm sahnelerden biri benim de.

Sevgili Yuvakuran,
Teşekkür ederim. Düşündüm,hayal ettim ve çok istedim,umarım bir gün olur.

Sevgili Burcu,
Leon'un yeri ayrıdır zaten. Çikolata da güzel filmdir ama benim ilk onumda değil ne yalan söyleyeyim. Ben şimdi klasiklere takmış durumdayım, yandınız! :)

Petrek,
İade-i ziyaret denen bir şey var dostum! Hayatta arasıra fiyasko da lazım, olur öyle arada.

bonafide dedi ki...

off margot çok kıskanıyorum bu son günlerini, çalış senin de olur dediğini duyar gibiyim :) ama ben de çalışmasam da olsa böyle of...

ycurl dedi ki...

Klasiklere takmis durumdaysan acaba Godard'in Serseri Asiklar filmi de listende midir? Breakfast at Tiffany's sevdigine gore sanki o filmi de sevecekmissin gibime geldi.

Mutfakta Zen dedi ki...

sizin sinemada biletler kaça?
bir de ön rezervasyon kabul ediliyor mu?
bunlari bilirsem daha iyi olur.
planli programliymisim gibi yapmakta da üstüme yoktur???
makarna kardesiniz.

Margot dedi ki...

Pınarcım,
Hep böyle değil tabii, o kadar pembe beyaz :)Önce iyice bir sıkılırsın sonra sen de yetti be canıma dersin... Stres eşiğiyle alakalı bir mevzuu olsa gerek :)

Sevgili Ycurl,
Kesinlikle listemdedir, ayrıca başka filmler de listemdedir ama hepsini söylemeyeyim süprizi kaçmasın;) Ama genelde adamların Bogart kadınların yaramaz ceylan Audrey ya da Ava gibi olduğu filmlere bayılıyorum! Pek yakında Margotto sinemasında!

Sevgili Makarna Kardeşimi
Bizde biletler beleş, rezervasyon kabul etmiyoruz, kapıya dayanmanız yeterli. Film sırasında yemek-konuşmak yasak,içmek-kıkırdamak serbest. Koltuk sayısı sınırlı. Gelecek program klasiklerden oluşacak ve bu sayfalardan duyrulacaktır.
Müracaat
Margotto

celerone dedi ki...

margotto,

sen yaz ama sık sık yaz olur mu?

Celeron

Margot dedi ki...

Sevgili Celerone,

Hem Margotto'ya hem de mahalleye hoşgeldin! Elimden geldiğince işlek kalem olmaya çalışıyorum, desteğin için çok teşekkür ederim sana. Bir de her zaman beklerim :)

murat dedi ki...

Breakfast at Tiffany's ve Amelie ikisi de cok sevdigim filmlerinden. Ozellikle cekimi yapilan yerleri ziyaret etmek bambaska