Salı, Temmuz 10, 2007

Ayşegül bizim sokakta!

Dün akşam yorgun argın eve dönerken, ellerimde plastik market poşetleriyle uzun, tren istasyonuna kadar uzanan bir yürüyüş yapmış olmanın da yorgunluğuyla iyice sallanmaya başlamıştım. Elimdeki poşetin içinde bir adet Lezzet isimli yemek dergisi, bir adet çavdar ekmeği ve de bir adet şeftalili, Fa isimli deodorant bulunmaktaydı. Ve ben sanki dünyanın en ağır poşetini taşıyormuşçasına sürükleniyordum yokuş aşağıya bizim mahallenin taşlı yollarından.

Güneş batmaya başlamıştı ve giderayak son yumuşak ışıklarını yokuşun başında olmam sebebiyle benim gözüme doğrulttu. Gözlerimi kısarak önümdeki iki yanı ağaçlı yola baktım. Senelerdir yüz binlerce kez önünden geçtiğim evlere… Yolun sonundaki yeşil ağaçlar hafif bir kıpırtıyla sallanırken, ağır çekim yürüyordum artık ve sanki etrafımdaki manzara bile yavaşlamıştı. Ağaçlar ağır çekim sallanıyor, benim adımlarım da sanki onlarla beraber yere yapışmış da asfalttan zor ayrılır gibi yavaşlıyordu. Dünya kısa, belki de çok kısa bir süreliğine uzak bir yer gibi geldi bana, bir kavanoza gözümü dayayıp da dibinde gördüğüm renkli bir şekil gibi tuhaf… Uzak bir diyarı anlatan bir dergi sayfası gibi geldi bizim sokak, sanki kaldırımın kenarından kıvırsam çevrilecek gibi. Güneşin tam batmadan önceki son ışığı belki büyülüydü ve gören gözlere hakikati gösteriyordu, ya da hepsinin yalan olduğunu. Ama yine de kuşe kâğıda baskılı, tam sayfa yerden göğe pırıl pırıl, yumuşak bir aydınlıkla kaplanan sokakta, uzak bir tropikal sahil gibi, bir reklâm panosu gibi ustaca yerleştirilmiş ve belki de anlatmaya hiçbir zaman kadir olamayacağım bir gerçeküstülük vardı. Bizim sokak gibi görünen bir yerdi o an orası, belki de birisi bizim sokağın üzerine aslında olduğundan daha güzel bir resmini yapıştırmıştı. İşte o anlarda kendimi başka bir yerde, beni de başka biri gibi hissettim.

Artık iyice yaşlanan Dilber Teyze, koltuk değneklerine dayanarak bu enteresan manzaranın tadını çıkarırken, yüzü yine her zamanki gibi dalgın, ruhu yine bedenini o balkonda bırakmış ve çoktan gitmiş gibiydi. Balkona doğru kafamı kaldırıp iyi akşamlar diledim, bana sadece bir taş bebeğin yüzüne kondurulabilecek bir gülümsemeyle ‘Merhaba’ dedi. Sanırım ben de gülümsedim. Yıllardır gülümsediğimden farklı gülümsemediğime emin olarak. Aynı sokaktan, aynı saatlerde, elimde aynı torbalarla geçerken yaptığım gibi. Ama sanki onunki farklıydı.

Çok kısa süren bu his çabuk geçti. Güneş ağaçların altına sinmiş bir kirpi gibi ortadan kayboldu, etraf yine az biraz bizim mahalle gibi görünmeye başladı. Ayaklarım birden hafifledi, bizim evle sokak arasındaki caddeyi şıpıncacık geçtim. Hiçbir şey değişmemişti, ellerim, poşet, poşettekiler. Gökkuşağı, alacakaranlık kuşağı ya da onun gibi herhangi bir kuşaktan atlayıp gelmiş gibiydim eve. Belki de ben hep aynı sokaktan yürürken, belki de hepimiz hep aynı yoldan geçerken, kafamızdan geçenlerle, yoldan geçenleri ( yoldan geçen kişiyi) birbirine tutturmadığımızdan, sadece geçip gidiyorduk. Aynı yollardan kaç kere geçip gittiğimizi bilen var mı? Belki de olan şey benim kendi yansımamı bir an batan güneşin son ışığında yakalamamdan ibaretti. Ya da bana öyle geldi.

Belki de yaptığımız tüm o yolculuklar, yaşadığımız sokakların kaldırımını kıvırıp bir sonraki sayfayı görmek için yanıp tutuşmamızın ötesinde, kendi yansımamızı bir yerde yakalarız umuduyla yapılır. Yoksa her sokağın, her köşesi aslında kafandaki kendinle aynı anda kıvrıldığında bence bir masal kitabı sayfasındaki herhangi bir resimden farklı görünmüyor. Kıvırıp kendi sokağını bir ucundan Ayşegül Paris’te, Ayşegül göl kıyısında, Ayşegül çiftlikte gibi bir sürü resim yapıyor, pat herhangi bir masalın ortasına yapıştırıveriyorsun kendini. Hangi masal çok fark etmiyor. Bunları anlamak, hesaplamak, ölçmek ya da şöyle diyeyim, her gün içinden geçilen sokağa varmak. Neden bu kadar zaman alıyor?

12 yorum:

elektra dedi ki...

sevgili margotto, akşamüstü kahveme bundan güzel bir yazı eşlik edemezdi sanırım.
bazen olur böyle bana da, başka bir ışık altında hep gördüğüm şeyleri dışarıdan ilk kez görüyormuş gibi görürüm. o anlar yaşanmışlıklarla örtülü tülün kalktığı anlar gibidir. neyse, sen daha güzel anlatmışsın. kalben anladım ben.
bir de hep okuduğum ama bir türlü yorum yazamadığım bloğunda beni böylesi coşkulu bir yoruma iten asıl şey verdiğin ayşegül linki oldu. nasıl mutluyum şimdi resimleri incelerken.ahhh, eski dost ayşegül:ne diyeyim, çok teşekkür ederim.
sevgiler.

Margot dedi ki...

Sevgili Elektra,
Hoşgeldin, bu akşamüstü kahveye gelmen beni çok mutlu etti.
Yazdıkların aynen hissettiklerim gibi ve kalben anlaşılmak gibisi yok!
Ve Ayşegül, onun yeri bambaşkadır değil mi? Bazı resimleri kafamın içinde pırıl pırıl duruyor. Gelmene ve yazmana çok sevindim, hep gel isterim.
Sevgiler benden!

Adsız dedi ki...

zaman alıyor cunku sen farklısın.
yatıyorsun kafan calısıyor.kalkıyorsun kafan calısıyor.yuruyorsun kafan calısıyor.senın kafan herzaman calısıyorda onun ıcın sen farklısın
ve sen aysegul olamazsın.keske bıraz aptal olsaydın be kardesım!!
ıyı seylere layıksın cunku sen cok
farklısın.anonım abı

Melmoth dedi ki...

dis dünyayla baglarini koparmis, varolmadigin bir yerde günbatimini yasamissin.

Insan gercekten hissettiginde her sey ne kadar da tuhaflasiyor.

gezicini dedi ki...

kendi yansımamızı bir yerde yakalamak için uğraşıyoruz. ben çok uğraştım. ama sanıyorum ki bulamadım. kendi yansımam belki de şuradaki sokağa düşmüştü, bilemedim. aramak için yollar ve zaman gerekti. sonra bir baktım ki, aslında herşey yanıbaşımdaymış.
sevgiler
gorki

Margot dedi ki...

Anonim Abi,
Bana kalsa yoktur birbirimizden farkımız derim :) Belki tek farkım yazma ve anlatma derdinde olmamdır, teşekkür ederim yorumun için.

Sevgili Melmoth,
Evet herşey gerçekten tuhaflaşıyor ama güzel bir tuhaflaşma bu. Sanki birden soundtrack çalmaya ve sen herşeye başka bir pencereden, bir film izler gibi bakmaya başlıyorsun. Benimkiler pek uzun sürmüyor ama yine de keyifli :)

Sevgili Gezicini,
Herşeyi yanı başında bulmak güzel, insanlar kendini unutmak için onca didinip inat ederken senin hatırlamak için uğraşman da çok güzel. Sevgiler benden.

dgül dedi ki...

Yasam; yasadıklarımızla degil de hissettiklerimizle güzellesiyor belki de. Benzer benzer seyler yasıyoruz bir cogumuz her gün büyük ihtimalle. Ama o nadiren farklı hissettigimiz anlar var ya, iste onları o kadar güzel betimliyorsunuz ki "evet aynen öyleydi" diyoruz cogumuz icimizden okurken.Iyi ki varsınız Margotto!

gezicini dedi ki...

sevgili margot,
yazılarını ve haberlerini bekliyorum, nicesin? bir ses ver olur mu?
sevgiler
gorki

Margot dedi ki...

Sevgili DGül,
Sıkıntı böceğinin yakama yapıştığı ve bu saatlerde iyiden iyiye sinir bozucu olmaya başladığı bir günde yorumunu okumak bana ne iyi geldi bir bilsen. Çok teşekkür ederim sana.

Sevgili Gezicini,
Buradayım. Ofis çok yoğun, arada derin nefesler alıp sakinleşmeye çalışıyorum. Eve gider ve biraz da sakinlersem kendimi yazıyla dinlendiririm belki biraz, yani umarım...!
Sevgiler asıl benden!

Oya Kayacan dedi ki...

Yoksa her sokağın, her köşesi aslında kafandaki kendinle aynı anda kıvrıldığında bence bir masal kitabı sayfasındaki herhangi bir resimden farklı görünmüyor.

"Yoksa her sokağın her köşesi, aslında kafandaki kendinle aynı anda kıvrıldığında, bence bir masal kitabı sayfasındaki herhangi bir resimden farklı görünmüyor."

Yol çok kısaldı. Varmak üzeresin. Elini çabuk tut. Görmeliyim.

olive dedi ki...

Sevgili Margo,
Bloguma bakmadan önce Sibel'in kahvesine uğrarım genellikle, bugün birden kendimi senin blogunda buldum. İçimdeki tüm sıkıntlara ragmen,senin yazını okuyunca kendimi şanslı ve huzurlu gördüm.Bu yaşta ne bu karamsarlık..Seni kollarından silkelemek geldi içimden . Oysa seni hiç tanımıyorum..ama düşünmen gereken varmak istediğin sokak olmamalı diye düşündüm...Geçmekte olduğun sokağın güzelliklerini yıllar sonra özleyen bir ihtiyar olmaktansa gözlerini açmanı,görmeni ,ondan sonra da varmak istediğn yer için harekete geçmeni öneririm,İnançla ve azimle ve sabırla..Bu kararlılık sana mutlaka istediğin sokakta bir yaşam getirecektir.Sevgilerimle..

Dimple Rock dedi ki...

ayşegül serisi.. çocukluğumun en canlı, en güzel anılarından biri.
Burda bu şekilde anmak çok güzel oldu smdi.
paylasımın içn tesekkrler.
;)