Perşembe, Kasım 02, 2006

Heidi ve Peter'in yaz tatili

Rüya tatilinden döndük. Yazıyı özlesem de kucaklayamıyorum. Babasına aşık olsa da azarlanmaktan korkup yanaşamayan çocuklar gibiyim. Acemice açılıyor ellerim, yine de tam sokulamıyorum. Uykuyla, aşkla, uykuyla ve yine aşkla kol kolayım. Aşkın yüzüme, gözüme, koynuma sardığı sis perdesinin tam ortasında uykudayım. Yıllar sonra, belki yıl diye sayıp da ismini bile koyamadığım zamanlardan sonra, hem aşık hem kendimle baş başayım. İkisi aynı anda olmaz sanırdım. Ah! Ama ben daha neler sanırdım ve sandım, hepsini toplasam bohçalarla kaldırsam yazlıkların arasına? Ya da en iyisi suya salıversem yüzüp gitseler, bütün yanlış anlamalarım. Tozlu raflara üflenen bir nefes gibi kurtulsam bütün yanlış ezberlerden ve zaten en nihayetinde; kurtuluyorum sanırım.

Rüyalardan döndük evet. Rüya koylardan, rüya denizlerden, evlerden, rüya hissinin her bucağına sindiği bir hayattan döndük. Sanki orada soluduğumuz oksijene bir şey katmışlardı. Dönünce hastalandık, bitkin düştük. Gerçek, şehirli bir mürebbiye gibi dikiliverdi önümüze… Gözlerimiz dolu dolu oldu, burun buruna gelince. Heidi gibi çıplak ayak, bavulları oracıkta bırakıp kaçmak istedik.

Ben şehre gelen Heidi, Alplere, dedeme, rüyama, çimenlere ve o şurup gibi havaya kaçmak istedim. Sanırım Peter zaten hiç dönmek istememişti.

Heidi’nin o süt kokulu sabahları bırakıp, disiplin kokan günlere gözünü açtığı ruh halindeyim. Tek tesellim Peter’imi yanımda getirdim. Heidi başıma dönmedim şehre, en azından beni itip kakarsa bu mürebbiye, yanımdadır suç ortağım, kırpık saçlarımla karşısında inat, gözü pek dikilirim! Şehirden sıkılırsam, Peter’e sarılırım, korkunca eline yapışırım, özleyince çağırırım. Onu, kış karanlığının sindiği sokakta ışıklı arabasıyla beni bekler bulunca rahatlarım.

Hâlbuki biz yeşil çayırlarda, türkuaz suların kenarında ne kadar da mutluyduk. Karışanımız görüşenimiz yoktu. Canımız kimseyle konuşmak istemezse, konuşmazdık. Canımız isterse saatlerce mırıldanmak serbestti, düşen çeneyi de kimse eğilip almazdı. Sabah istediğimiz saatte uyanır, hiç neden yokken mayışıp uyuyakalırdık. Ve kimse bizi bir masanın başında oturmaya zorlamazdı o hayalde. Ayakları suya sokmak her saatte serbestti. Yüzmek serbestti, yürümek, takla atmak ve kıpırdamadan durmak da serbest. Havadaki kokuya özgür bir şeyler karışmıştı, devamlı solunan. Kedilerin özgürlüğünü vermişlerdi biz moladaki kölelere.

Ama senin kendi hayatından da biraz mutlu olman gerekmez mi aptal çocuk? İllaki özenirsin serseri, parasız, avare zamanlara! Neden oyalanmazsın sana verilen paketli hediyelerle? Neden mırın kırın edip durursun? Seni gidi şehirli şımarık Clara! Neden Heidi’nin bir süt çanağına baktığı gibi parlamaz şehirde gözlerin?

Belki de sen Heidi olmadığın içindir.

Kabul et Clara’sın. Tatillerin amacı senin sanatoryuma yatırılan ruhunun alacağı iki dirhem nefestir. Gerisi boştur, bahanedir. İki begonvil görünce çıldırır, hiç görmemiş gibi denize gözünü diker saatlerce bakakalırsın. Açık havadaki oksijen çarpar seni, şehirde kendini uykulardan alamayan kız, güneşi beklemeden uyanırsın. Açık hava iznine çıkmış bir mahkûmdan farkın yok ki senin şehirli Clara. Şehrin sanatoryuma yatırdığı acımış ruhunun tuzlu su terapisine çıktığını kavradığında neden böyle dudak büküp kalırsın?

Ama bilirim, sen Heidi’yi kıskanırsın. Heidi’ye imrenirsin. O mutlu bir çocukken, sen bir ev kedisi bile değilsin. Hem hangi ev kedisini bu kadar çalıştırırlar? Ev kedileri senin kucağında uyur Clara ve bembeyaz olurlar, klimalı evlerin minimalist döşenmiş bir salonu kadar soğuk ve acımasız.



Cumartesi de şehre bembeyaz, soğuk ve acımasız bir kar yağabilir diyorlar. Sen şimdiden hasta olur gibisin. Şimdiden göğsünden geliyor hırıltılı öksürükler, aksırık tıksırık içindesin. Madam Rottenmeier’in elindeki acı şurubu şimdiden görür gibisin… Heidi’nin özendiğin o kırmızı yanakları… Senin bilgisayara bakıp kızarıp yanan gözlerin… Çekmecende vitaminler, hastalıklı bünyeni ayakta tutacak bağışıklık kazandıracak yeşil kapsüller, öksürük şurupları, sabah bir bıçak gibi alnına saplanan ağrılar için ağrı kesiciler, göz damlaları… Bir çekmece ilacın var, şehre ödenen diyetleri telafi eder mi? Heidi ancak seni ziyarete gelir Clara, sonra da köyüne döner, sıcak sütünü içtiği sağlıklı sabahlarda uyanmaya.

Ve en nihayetinde sen Peter’e aşık, Heidi olmayı hayal eden bir Clara değil de nesin?

12 yorum:

esperanza dedi ki...

margocum ellerine sağlık. heidi örneği de çok şık olmuş.

celerone dedi ki...

Margot,

Hapşırsan da tıksırsan da hoş geldin be güzelim.

Paradise dedi ki...

senin bir adın ve yasın varmı acaba hıı ?

kesmeseker dedi ki...

askın o sıcacık kolları yenıden dogus gıbıdır.:)heidi ve peter adına cok sevındım darısı hepımızın basına.

postfiyaka dedi ki...

Sen söyle Margotcum "hadi ama yeni yazını bekliyoruz bak yazacak o kadar şeyin vardır hani nerde dediğime değmişmi değmemişmi?"
Sonuna kadar değmiş bence. Okurken yine fantezi sınırlarında gezindim. Yine kıskançlık kapladı içimi.Yine canım sıkıldı yer yer. Aslında insanın yaşamak istemediği bir yaşamı yaşaması mı yoksa yaşamak istemediği bir yaşamdan kaçmasımı daha zor. Alışkanlıklar mı yeni umutlar mı? İzole bir dünyamı yoksa birebir temasmı? insanı neyin mutlu edecegine karar vermek lazım ki aslında göründüğü kadar kolay değil. Hayatında pişmanlık gibi bir kavramla tanışmamanı temenni ederken yeni yazın için ısrarlarıma başlamak düşüncelerimle iyi ki varsın dileklerimi sunmak istiyorum canım arkadaşım.

Margot dedi ki...

Sağolasın Espi'cim.

Hoşbulduk be Celerone'cuğum. Haftasonu doktora gittim. İyileşmişim nerdeyse, bakalım hala arasıra tıksırıyorum ama yırtıcam galiba :)

Paradise,
Adım Margot, otuzuma merdiven dayadım. Ama akıl yaşta değil baştadır derler.

Kesmeşekerim,
Sağolasın, darısı başına :)

Postfiyaka,
Bah yaaa, mahçup ediyorsun beni amaaa :))

alttire dedi ki...

sen böyle sonbahar sonbahar olmuşsun. heidi, peter, peter'ın kuzuları, kuzuların sessizliği, kızarmış peynir, samandan yatak, tavan arası manzarası ama ille de pazartesi, ahh pazartesi hatta böğğğ pazartesi.
hoşgeldin.

jelatin dedi ki...

E ben kıskandım şimdi.

Yine de daha "tangible" şeyler istiyor deli gönül. Bir fotoğraf olsun, otelden aşırılmış minik sabunlar olsun... Hadi. Kelimelerin de güzel ama, işte.

UZAK dedi ki...

Yine çok sevdim her satırını. hoşgeldin Margot ve geçmişler olsun!

Margot dedi ki...

Hoşbulduk Alttire,
Sonbahar olsa yine iyi, tatilden döndüm kar yağdı :(
Jelatinciğim,
Delice fotoğraf çektik, ben bu blogun templeytinden de sıkıldığım için toptan bi değişiklik istiyorum artık. Daha resimli olmasını ben de istiyorum ve fakat üşeniyorum desem?
Sağolasın Uzak, Hoşbulduk! :)
Tam olarak iyileşmiş sayılmam ama yavaş yavaş düzeleceğim elbet :)

Mutfakta Zen dedi ki...

helo margoooooooo

Margot dedi ki...

Heloo Makarna Kardeşiiimm :)
Badana boya işlerine giriştik, zamanında selamlaşamadık. İyisin hoşsun inşallah? Bunu saymam kalkar misafirliğe ayrıca gelirim :)