Salı, Mayıs 23, 2006

Annemin gezgin, anneannemin komedyen alter egoları

Geçenlerde anneannem, annem ve ben bir üç kuşak Karate Kid sendromu daha yaşadık. Anneannemin aurası zaten daha önce birkaç kez bu sayfaya konu olmuş hatta özel istek bile almıştı, ilk zamanlar okuyanlar hatırlar. Ama yeni komşular için kısa bir hatırlatma: Benim anneannem komedyen olacakken anneanne olmuş, part time anneanne bir insandır. Geri kalan zamanlarda cemiyet hayatında kendine yeni hayranlar edinir ve her girdiği ortamdan gözde olur çıkar. Kendine has karşı konulmaz bir aurası vardır, yörüngesine girenler maalesef bir daha iflah olmaz. Zira 87 yaşında bir hanım için fazlasıyla yaratıcı ve yenilikçi bir komedi anlayışı vardır.

Durumu özetlemek gerekirse; evde adeta Hayat Ağacı dizinden fırlamış, üç jenerasyon olarak oturuyoruz. ( -Ne fettan sarışındın sen Sam abla ve Kyle abi ne itfaiyeci bir halle kayarak inerdi alt kata- bir minik blog konusu bile çıkardı bu diziden ama anti parantezde uyusun da büyüsün şimdilik) Annem bir il il Anadolu gezisini daha bitirmiş ve İstanbul’a kerhen dönmüş olmanın gayet protesto ediyorum ulan! Havasında sabit bakışlarla televizyonu takip ediyor. Ne zaman keyifli bir yolculuktan dönse böyle olur. Bir süre her gidişin bir dönüşü vardır gerçeğine takılı kalır ve oradan huysuzlanır. En nihayetinde yine öyle olmuş. O kadar bedbahtın eksteriminde dolanan dikenli telli bir havası var ki anneannemle biz yaramaz çocuk moduna geçmekte hiç zorlanmıyoruz.

Zaten biz benim küçüklüğümden beri bu modda takılı kaldık sanırım. Evde saklambaç oynamalardan, beraber günde en çok kaç kırtasiye gezilir isimli rekor denemelerine, Eminönü çiçek pazarından en olmadık hayvanları alıp ( bakınız pekin ördeği, tavşan, kaplumbağa, balık, muhabbet kuşu ve daha niceleri) eve getirmelerden, en yüksek salıncağı kurma iddialarımıza kadar birçok operasyonu birlikte başarıyla gerçekleştirmişliğimiz vardır. Hele hele kocaman olmuş ördeğimizi pazar arabasında sabitleyip, gayet afili bir şekilde veterinere götürdüğümüz gün mahallede bir numaralı enteresanlar olarak mimlenmiştik.

Yaş günü fotoğraflarım için anneanneme asistanlık teklif ediyorum, (maksat hava dağılsın) memnuniyetle kabul ediyor ve küçük odaya geçiyoruz. Anneanne diyorum senin cebinde kipritin var mı? Olmaz mı diyor, hoppadanak bir kutu çıkarıveriyor. Elektriklerin kesilme ihtimaline karşı anneannem cebinde o günün ruh haline göre kibrit ya da fener mutlaka taşır. Bu sefer kibritten açıldı şansımız. Anneanne dedim, ben pastayı tutuyorum, kibriti çakıyorsun. Yalnız tam o sırada adi mum açı yapmaya meyillenmesin mi ? Meyillendi. Anneannem kipriti çakıyor, mum eğiliyor, biz bir kahkaha krizine girmeyelim mi? Girdik. Nihayetinde kahkahalar eşliğinde bir pasta fotoğrafı çekebildik. Mum gayet cüce kaldı ama sanırım pek belli olmuyor.

Ve hiçbir şey olmamış gibi salona döndük. İki haşarı çocuk potansiyelinde bir torun bir anneanne olarak, annemi yine parçalı bulutlu bulduk. Bunun üzerine kendisine nasıl bir kuşağın üyesi olduğunu hatırlatma gereği duydum. Anne dedim, anneannemin en son alışverişlerinden haberin var mı? Yok dedi, gözünü televizyondan ayırmadan, cızırtılı bir gidin odanızda oynayın havasında. Biz tabii hiç oralı olmadık. Ben dedim şimdi kendisini dairesinden alıp buraya icabet ettirmek amacıyla uğradığımda masanın üzerinde kırmızı cillop bir alet edevat çantası buldum. Yanında da kutusu açılmamış bir matkap! Hayırdır dedim anneannem, iç mimarım, usta falan mı geldi? Yok, be ciğerim dedi, ben aldım onları. (!) Anneanne sen takım çantası ve matkap mı aldın kendine? Dedim, yere meyleden alt çenemi toparlamayı unutarak. Evet! Dedi, markete sınırlı sayıda (!) gelmişti çok uygun fiyata aldım hem de. Anneme baktım yüzünde bir kıpırdanma oluştu. Oradan anneanneme bir çapraz bakış attım, gözleri parlattık karşılıklı. Evet dedim anneannem kendine en zengininden bir kırmızı takım çantası ve matkap almış. Ama çantasına bayıldım, eldiveni bile var içinde. Annem artık son mücadelesini de bırakıp iyiden iyiye koyuverdi kahkahayı. Hah dedim işte böyle yaparlar adamı. Anneannem pası gol yapan santrafor edasında hahayyt dedi, onlar da bir şey mi kum eleğim bile var benim. Ben de yok yok! Neeeğğ dedik bu sefer ana kız. Nasıl yani?? Basbayağı kum eleği işte dedi anneannem, inşaatlarda kullanılan elekler var ya canım. Anneanne dedim, kum eleğini hangi okazyonda kullanıcaz, ben koltuktan gülerek düşerken bir açıklar mısın sana zahmet? Aa öyle deme dedi anneannem, bahçede ne iş olacağı belli olmaz. Çimento alırken, eleği de alayım dedim. Bulunsun.

Anneannem bir süre bizi karnımızı tutarak gülerken izledi. Sonra hınzır gözlerini televizyona dikerek, susun dedi. Şimdi Kırık Çanaklar(!) başlayacak. Gerisini hatırlamıyorum, sanırım su içmek için mutfağa kaçmışım.

Anneannemin komedyenliği cebindeki kibritleri gibidir. Ortalık kararınca, birini çakıverir…

10 yorum:

herdem taze dedi ki...

ya şu ördeği pazar arabasına sabitleyip veterinere götürme hadisesini çevredeki esnaf arkadaşlardan biri olarak canlı yaşamak isterdim. merak ettim acaba o sırada sen nasıl hissediyordun, kimseler görmesin şeklinde utançtan terliyor muydun yoksa gayet rahat, hiç garip birşey yokmuş gibi çevreye gülücükler mi saçıyordun?

Yamyam dedi ki...

Biz bu aralar Siemens basınç transmitterlerinde kampanya yapıyoruz , anneanne düşünürse gerçekten fiyat çok uygun :))) Yazına bayıldım yine zuz cum , anneannesinin torunu...

EvA dedi ki...

keske bende anneannemi taniyabilseydim, bana masal anlatsaydi veya elini bi kere opebilseydim.
ne mutlu sana, bir suru anin var.
bu seni ilk ziyaretim. guzel yazmissin. sevgiler

ivriz dedi ki...

bu artık işe yaramaz diyerekten attığım bir takım şeyler günü geldiğinde işe yarar olmuş ama bulunamamıştır.
acaba anneannende de böyle bir ruyet-i hal mı var da önüne gelen şeyi alıp saklıyor bir gün lazım olur bahanesiyel??

Margot dedi ki...

Herdem Taze,
Çok da yerin dibine girmiyordum açıkçası. Ama etraftaki bakışlara da tilt oluyordum ne yalan söyliyim :) Çocuklar aa kaza bak kaz! diye bağrışarak peşimize takıldıklarında, o kaz değil canım pekin ördeği hıh! demişliğim bile vardır :)
Yamyam,
Korkarım alır :)
Eva hoşgeldin,
Beni anneannem büyüttüğü için, onunla annemle olduğundan daha çok suç ortaklığım vardır. Her zaman beklerim.
İvrizcim,
Çok doğru teşhis, bravo! Anneannem hiç bir şeyi atamaz! Bu huyunu da ne yapsak değiştiremiyoruz!

derin iz dedi ki...

cicim; neşeniz bosulmasın, ayrılmayın diyorum. Ayy! şaane anneanne ne güsel ne güsel :)(:

Küçük Kurbağa geri döndü.. dedi ki...

Akşam eve gittiğinde öp anneanneni yanağından ve bu öpücük benden değil dalyan!! gibi bir delikanlıdan de
:)

Margot dedi ki...

Derin İz,
Saol cicim :) Amin diyorum :)
Küçük Kurbağa, kuyruğun nerede,
Anneannem evine döndü, ama ilk görüşte hemen iletiyorum öpücükünü :) Zaten kendisi hazır bu tip iltifatlara. Anneanne meşhur oldun diyorum, hiç şaşırmıyor ! :)

Ezgi dedi ki...

Ah anneler, ananeler...

Benim annemi ufakken dağ keçileri büyütmüş. 50'sine yaklaştı, hala kaya, ağaç ne görürse pıtır pıtır tırmanır.
Ananem de düşmelerini anlatır, eğlenir kızıyla. Ben annemin kızı, hala iddiaya gireriz kim suda 10 takla atacak diye...Hep o atar, ben şehir çocuku...

Adsız dedi ki...

Hiiiii nasil da ozlemistim senin anneannenin hikayelerini. Yine yaz. Uzun tutma arayi bu kez.