Salı, Mart 21, 2006

Davetsiz Misafir


Pazartesi sabahı kalkmam ilen yakama yapışmış sıkıntı böceği ile göz göze gelmemiz bir oldu. Ulan böcek, sen ne vakit geldin yapıştın? Tam gözümün bebeğine piç bir bakış fırlattı ve ‘Sıkıntı geliyorum demez!’ dedi. Hah! Dedim Dakika bir, gol bir sayın seyirciler, sabah vakti, hafta başlangıcı, gözümü açtım ve sıkılıyorum! Yine alttan alayım üzerine gitmeyeyim, orda değilmiş gibi yapayım, baktı yüz bulmuyor kendiliğinden çekip gider dedim. Elin böceğine mi pabuç bırakacağım? Hem de hafta başında? Ha hayt! Peki dedim böcek, sen orda takıl, biz de işimize gücümüze bakalım. Peki dedi sırıtarak, bana uyar! Hay Allah aldık mı başımıza belayı. Aldık efendim. Olaylar şöyle gelişti:

Pazartesi sabah saatleri: Kahvaltı esnasında masada misafir gelen anneannem, kontenjandan annem ve ben oturuyoruz. Böcek yakada. Kahve içmem lazım şeker yok. Şeker kavanozu nerede? Ayakkabılığın üzerinde. Anne şekerliğimi neden ayakkabılığımın üzerinde konumlandırdın? Mutfak çok kalabalık diyor annem, yeri belli olsun. Anne şekerliğin yeri zaten belliydi ve o yerini biliyordu neden şekerliği sınır dışı ediyorsun? Böcekle göz gözeyiz. Hadi be oradan! Anne şekerlik bu rafta dursun çok rica ederim. Teşekkürler anne, görüşürüz anne.

Pazartesi öğlene doğru:
Ofisteyiz ve benim yapmam gereken işler var. Böcek nasıl mutlu. Hatta şarkı söylüyor. Keser misin sesini? Diyorum. Hayatta olmaz diyor burası yaşama, beslenme ve üreme mekânım, bir nevi milli park benim için. Ne iyi ettin de beni buraya getirdin! Allah senden razı olsun. Derin nefes almalıyım ve mutfak ne tarafta burada? Telefonlar çalmaya başladı ve program arızalandı. Hayır, fatura kesemiyoruz. Talihsiz bir durum evet. Böcek ıslık çalıyor. Müzik dinlemeliyim hemen, hemen şöyle iyi hissettirecek bir parça, seni duymuyorum böcek, seni duyamıyorum. Hahahaha!

Pazartesi akşam, evdeyim :

Böcekle eve geldik. Sanki daha da bir büyüdü. Kendisine yüz vermemek için o tarafa bakmamaya çalışıyorum. Yemekte sadece salata yemek istiyor canım. Salata yapmak için davranıyorum. Annem sucuklu yumurta yapmam konusunda ısrar ediyor. Hayırlıyorum. Salata yaparken yanıma geliyor ve o beyaz kısımları sert oluyor onları doğrama diyor. Sıkıntı böceğim kıkırdıyor. Ben beyaz yerlerini de seviyorum anne diyorum. Bozuluyor.

Pazartesi gecesi, televizyon karşısındayız:

Böcekle mücadele yöntemlerinden biri olarak hemen televizyonu açıyorum. Aman yarabbi, buz pateni var! Bittin sen böcek! Tek erkekler var sırada. Bir çocukcağız başlıyor programa. Anneannem e niye yalnız bu çocuk, nerde bunun kız arkadaşı diyor. Annemle göz göze geliyoruz ve kriz halinde gülmeye başlıyoruz. Böcek omzuma doğru hafif yalpalıyor ama düşmüyor. Çiftlere geçilirken ara veriliyor. Zaplamaya başlıyorum. Hong Kong’da geçen bir belgesel var. Bakıyoruz. Tam tren yaylarının yanında bir Pazar kurulmuş. Hatta rayların üzerinde oturanlar var. Bakın şimdi olacaklara diyor dış ses. Bir düdük çalıyor. Hemen tenteler bir çiçek gibi açılıyor, raylardan çekiliyor her şey sanki tereyağından kıl çekilir gibi ve bir dakika sonra tren, düdüğünü takip ederek raylardan geçip gidiyor, salınarak. Hah diyor anneannem, burada olsa hepsi doğranmıştı o pazarcıların! Böceğe bakıyorum biraz sersemlemiş, benim de uykum var zaten.

Salı sabahı (bugün de denir):

Uyanıyorum, gayri ihtiyari omzumuza bir bakış, a hala orada ve üstelik bacak bacak üstüne atmış! Günaydın Margot! Ne haber? Allah belanı versin böcek!

Bir hışımla yine kahvaltı, yine ofis.

Öğleden sonra ofis ( şimdi) : Hayır bahar geldi. Bakıyorum pencereden, gelmiş işte. Bahçeye diktiğim üç renk sümbül açtı, gittim yakası bağrı açık penyeler aldım o kadar tanesi beş milyona, arabayı yıkattım tertemiz, yakında daha da ileri gidip kışlıkları bile kaldırırım ben. Bahar temizliği yaparım, detoks yaparım, martın ne hükmü kaldı zaten? Peki bu böcek nereden musallat oldu şimdi?

Neyse tutuştururum Mart’ın eline giderken alsın götürsün bunu, siz sağ ben selamet!

12 yorum:

damn dedi ki...

Ne kaldı zaten Mart'ın gitmesine? Vedalaş sen şimdiden o böcekle.

yamyam dedi ki...

senin böcü bana gelen kımıl zararlısına benziyor , benimki de beter daraltıyor adamı , üstelik kımıldayamıyorsun bi de...

akçahan dedi ki...

Merhaba Margot;
Yaz geldi çiçekler açtı.. diye devam eden bir çocuk şarkısında olduğu gibi, vızıldayıp gitsin senin böcek.. Sevgiyle kal.

dilayra dedi ki...

:)))
süpersin Margotto. benim omuzumdaki böcek senin yazını okurken girdiğim kahkaha krizi sonrası kendini yerde bulunca, basıverdim üstüne yanlışlıkla!!
artık o sağ, ben selamet..yok yok.. o sağ değil ya!

Petek dedi ki...

Ben senin bu böceği her ne hikmetse "uğur böceği" olarak hayal ettim aklımdan...
Ne alakası var bilmiyorum...
:)
Sıkıntı böceği adı üzerinde ama bana biraz muzip bişeymiş gibi geldiğinden olsa herhal...

esperanza dedi ki...

o dediğin böcekten bi tane de bende var. benimkisi 'bit' gibi. görünmüyor. ama saçlarımın içine yerleşmiş durumda. ara sıra kaşındırıyo.hart hart kaşıyorum. sonra saçlarımı karıştırıyorum, yoluyorum,yıkıyorum. gene kıpraşıyo, hiç oralı olmuyo. üreyip önce aile sonrada koloni haline gelmesinden ve başımı istila etmesinden korkuyorum. umarım martın sona ermesiyle kendilerine etkili bir ilaçla veda kokteyli verebilirim. o üreyip önce aile sonra koloni haline gelmeye çalışırken ben de bir yandan kendisine veda partisi hazırlıyorum. cani miyim? neyim? hheheee...bak gene kıpraşıyo...

Margot dedi ki...

Damn,
Martın bitmesine az kaldı ama sanırım şimdiden baharla aramızı yapmaya çalışıyor İstanbul'da. Aferim işte Mart, böyle ol ciğerimi ye!
Yamyam,
Acil şifalar diliyorum, benimkisi şımarıklık tamamen.
Akçahan,
Uzun zaman oldu komentleşemedik :) Nasılsın? Vızıldar gider o sen merak etmeyesin :)
Dilayra,
Bizimkinin bir işe yaradığına sevindim, kendileriyle en büyük mücadele yöntemi onlarla dalga geçmekmiş!
Petrek,
Bu hem muzip hem de zirzop!
Esperanza elegan gelincik :)
Şükür kavuşturana!
Hemen vedalaş seninkiyle, ben benimkini sepetledim sayılır. Kafandakilerle fazla muhattap olmaya gelmez sarıverirler başını ve senin çok güzel bir başın var çiçekli taçlara layık.

XMAN dedi ki...

kutlarım seni margot,sen böceğini bertaraf etmişsin.ben bi vurdum ölmedi.sert bişey indirdim kafasına gene yok.zıpladım üstünde banamısın demiyor.ölmüyor bu meret:)

celerone dedi ki...

Bayıldım ben bu yazıya.

Celerone

Margot dedi ki...

Xman,
Yok tamamen öldüremezsin zaten en azından tepene çıkmasını engelle :)
Celerone,
Saol :)

indis l. dedi ki...

mart bitmek üzere evet ama bu böceği, getirdiği baharla yok edeceğe benziyor..
1 haftaya yakın zaman geçmiş aradan..ne alemde senin bu sıkıntı davetsizi:))

Margot dedi ki...

Sevgili İndis,
Ordan oraya koşuşturmaktan billahi fırsat olamadı. Sıkıntı davetsiziyle bile ilgilenemedik, kendisi refüze olup gitmiş :)