Salı, Ocak 17, 2006

Margot'un Italya Macerası- Vol 1/Floransa


Ben geldim.

Geri döndüm.

İtiraf ediyorum:
Geri dönmek istemedim pek.

Floransa’ya potinimi bastığımdan beri geri dönmek istemedim. Güneşli bir kış gününde şehre girdim, yürümeye başladım. Hiç yabancılık çekmemecesine yürüdüm, şuursuzca, birini çok istemiş nihayet kavuşmuşçasına yürüdüm.

Biz dedim seninle Floransacığım, nereden tanışıyoruz da ben bilmiyorum? Kim bilir ne kadar alışıktı böyle sırnaşıklıklara, her gün kim bilir kaç turist ağzı açık geziyordu sokaklarında. Ben de yeni gelen sersem aşıklardan biriydim işte. Ama dedim Floransacığım, ben seninle ciddi düşünüyorum, valla gelip geçici bir heves değil benimkisi! Ben Arno’nun kıyısında kitaplar okumak istiyorum sana, belki duymamışsındır bizim oraların hikayelerini, belki hoşuna gider doğu masalları? Ben heykellerinin ayakucuna oturup bütün gün hiçbir şey yapmadan durmak istiyorum, sokaklarında ciddi, yavaş ve nazik adımlarla gezmek, müzelerinde saatler geçirmek, pazarlarından eli kolu dolu dönmek, akşamları tutturmayı becerene kadar Risotto ziyan etmek istiyorum! Bisiklet parklarından birine kendiminkini park etmek, otobüslerine bilet atmak, seninle yaşayan insanlarla tanışmak, evlerinin bütün zillerini gecenin bir yarısı çalıp kaçmak istiyorum. Floransacığım, çok uzun ve zahmetli yollardan geldim. Kafam da çok karışık, eğer müsaade edersen ben artık yüzüme vuran sıcak bir aydınlık istiyorum.

Neden bilmiyorum ben seni zaten tanıyormuş gibiyim, aheste aheste salındım sanki bir zamanlar buralarda. Öyle başka hayat hikayeleri uydurmak için söylemiyorum. Sen ki gayet aklı başında, güzeller güzeli bir hanımefendisin, inanacağını sanmam böyle saf yalanlara. Sadece demek istediğim, şu tanıdıklık hissi değil midir zaten bizi aşka düşüren? Nefes alırsın, için bir hoş olur ama hiç yadırgamazsın. İçini hoş eden o nefes değil miydi aradığın?

Floransa ilk görüşte aşktan fazlaydı benim için. Burada yazdıklarım ne kadar samimi gelecek bilmiyorum ama günler geçip birbirinden güzel nice şehir gezdikçe (ki burada elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım hepsini) yine de dönüp dolaşıp Floransa’ya dönmek istedim. Bu kadar ilan-ı aşktan sonra nasıl ciddi ciddi müze, tarih, kilise, Rönesans vs anlatacağım bilmiyorum ama dilim döndüğünce deneyeyim;

Floransa küçük bir şehir. Her yere yürüyerek, olmadı bisikletle rahatça ulaşabilirsiniz. Tam ortasından salınarak geçen Arno nehri üzerinden şehrin iki yakası birbirine köprüler ile bağlanıyor. Bir ucundan baktığınızda ardı ardına kollarını diğer yakaya uzatmış tarihi köprüleri görüyorsunuz. Silueti gerçekten çok zarif ve etkileyici. Köprülerin en güzeli, Ponte Vecchio kapalı bir köprü ve baştan sona kuyumcu mağazalarıyla dolu. Köprü sizi bir açık hava müzesine taşıyor. Floransa’nın siluetinde en belirgin yapı olan Santa Maria del Fiore (Duomo)’yu, başınızı döndürecek şaheserlerin sergilendiği Uffizi müzesini, Heykellerin şaşalı güzelliklerini görmek için Piazza Del Signoria Meydanını, Davud’un muhteşemliğini görüp dona kalmak için Akademia müzesini bu yakada görebilirsiniz. Tabii Santa Croce Kilisesi’ni ve Dante’nin evini de. Burada size sıkıcı turist rehberlerinin ezberleyip, bir nefeste tekerleme gibi söylediği cümleleri kurmak istemiyorum. Zaten hangi şehir rehberi kitabını açsanız az çok aynı şeyleri okursunuz. Bunların yanında ama aynı zamanda bunlardan çok beni çarpan sanırım şehrin nasıl olduysa tanıdık ve bana bir şekilde huzur veren havası oldu. Sanırım o havada bir şey vardı kanıma giren ve ben şimdi o virüsü kapmış bir çaresiz olarak kıvranıyorum annem İstanbul’un kucağında.

Biz Floransa’da ancak iki gün kalabildik, daha sonra yola koyulduk. Ama kaldığımız iki gün boyunca ışıklar içinde Arno boyunca yürüdüğümüz caddelerini, uzun sohbetlerimizle İtalyan garsonları bile bıktırdığımız küçük restoranlarını, vitrininde çilekli, çikolatalı tatlılarını görüp içeri girmeden geçemediğimiz küçük pastanelerini, sokaklarında yürürken burnumuzu yalayan kahve kokularını, Davut’un karşısında dakikalarca oturup bakışlarından manyetize olmamızı, dakikalarca bazen bir saate yakın beklediğimiz müze kuyruklarını, sabah kahvaltılarından çaldığımız kruasanları merdivenlerde soluklanırken kumanya yapışımızı, dar sokaklarında kaybolup, tam yorulacakken hemencecik bildik bir meydana çıkıverişlerimizi, sabahın köründe şehre doğru yürürken zıplamaktan kendimi alıkoyamayışımı hiç unutamayacağım.

Floransacığım, ben seni hiç unutamayacağım bilesin. Bu yerkürede dönüp dolaşıp arsız aşık gibi yine peşine düşeceğim.

Floransa’dan sonra ; Siena, Roma, San Giminiano, Modena, Venedik ve Verona’yı da dünya gözüyle görebildik. Hepsi sırasıyla ilerleyen günlerde Margotto’da!

18 yorum:

Burcu dedi ki...

Nasıl zevkle okudum yazını anlatamam, sanki bir parçanı bırakıp gelmişsin oralarda. Umarım yolun sıkça düşer Floransa'ya, düşmeli. Diğer yazılarını da bekliyorum ve hoşgeldin.

Donna Quijote dedi ki...

eski sevgilimi, beline yeni sevgilisinin kolu sarilmis halde görmüs gibi oldum... :)
tam 13 yil gecmis üzerinden 10 günlük ilk bulusmamizin. ne cok özlemisim meger. anladim.

ligeia dedi ki...

masal gibi.. bir şehirmiş demek ki... nasıl istedim şimdi o köprüleri arşınlayıp kahve kokularını içime çekerek yürümeyi...
(hoşgeldin, öyle bir betimlemişsin ki huzurlu 'havasını', solumuş ve güçlü bir nefes almış gibi hissettim... :))

onemorehandbag dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Mr_Turkish_Delight dedi ki...

Hosgeldin diyecegim ama , sanirm sen daha gelmemissin,bence de bir süre daha orda kal,tadinin cikar.Mühim olan insanin vücudunun degil kalbinin oldugu yer sanirim.Sana kolay gelsin,iyi gezmeler.

ciao,

TD

p.S daha önce dalginla benim öbür yarimin nickname ile yazmisim, o yüzden sildim, bir öncekini.

bonafide dedi ki...

margot atsaydın romada aşk çeşmesine bi teklik, işe yarıyo hakkaten bi şekilde bida yolun düşüyo aynı coğrafyaya :)

hera dedi ki...

ne gusel.. tam da italya gormeyi isterken pasa ruhum...

Margot dedi ki...

Burcucum,
Hoşbulduk ve Amiiin!
Donnacım,
Kusura bakma ama senin eski sevgilin benim aklımı başımdan aldı!Meftunu oldum.
Ligeliacım,
Evet masal gibi. Ama benim gibi masallara inanmaya meyilliysen bu hallere düşüyorsun işte.
Turkish Delight,
Hoşbulduk diyeceğim ama haklısın ben hala oralardayım.
Bonafide'cimm,
Attım. Geçen sefer de atmıştım. İşe yarasın, acaba orda kalmak için ne atmak lazım çeşmeye? Kendimi mi atsam ne yapsam??
Heracım,
Paşa ruhunu dinle, bi bildiği vardır. Yalnız paşa paşa dönmesi biraz zor, yani benim için biraz öyle oldu.

zeynep dedi ki...

Margot, hosgeldin sefalar getirdin, Floransa, ah Floransa, ruya kent...ask sehri..domuzun basini oksadin mi..
nehirde kurek ceken var miydi...of canim istedi simdi...

Deadora dedi ki...

ne yazsam ne yazsam diye dusundum hatta defalarca yazdim sildim ama sadece ellerine saglik yazin icin ve gordugun guzellikleri anlattigin icin demek geliyor icimden..
Hosgeldin!

İncik Boncuk dedi ki...

ben de en cok floransayı begenmiştim. acaba arno nehrinin sehre bir bogaz havası katmasından olabilir mi acaba?

Gün dedi ki...

Beni de en çok Floransa etkiledi gördüğüm nice şehir içinden. Harika bir yazı olmuş, özlemişim oraları, tez zamanda gidebilirim umarım :)

Sibel dedi ki...

Hoşgeldin Margot! Keşke gelmeseydin diyeceğim nerdeyse:) Yani sevgilinle kalsaydın, bize oralardan küçük aşk notları iletseydin! Herkes yüreğinin attığı, gözlerinin daldığı yerde kalmalı, bunu bir kez daha anladım yazını okurken. Kahvemden hüzünle bir yudum alayım dur..

.. Margot, sende iz bırakmış 10 filmi paylaşmak istersin diye umuyorum bu arada, sobeledim seni.

Margot dedi ki...

Zeynepçim,
Kanocuları gördüm, acaip de özendim ama domuzun başını okşamadım, o neydi ki ne?
Deacım,
Hoşbulduk! Ne demek, yazmadan olur mu hiç ;-)
İncik Boncuk,
Genelde gezdiğimiz şehirlerin diğerlerinde de bir ortada nehir var yandan geç durumu var. Bknz Tiber ve Po. Ben zaten su kenarı olan şehirleri her zaman tercih ederim :))
Güncüm,
Teşekkürler, hepiniz tez zamanda gidin inşallah! Ben de orda sizi karşılıyım inşallah!!! :)))
Sibelcim Hoşbulduk!
Sevdiğim filmlerin sonunu getirebilir miyim bilmiyorum ama şu gezi notları biter bitmez not düşeceğimdir ;)

zeynep dedi ki...

Margotcum, domuzun basini oksayinca ugur getirir, bi de gene floransaya gelirsin demekmis, domuzcagizin basi oksanmaktan paril paril olmustu ben gittigimde, orada ara sokaklardan birindeydi :) sen romada cesmeye para attiysan gerisi bos zaten :)

jelatin dedi ki...

Selamlar,
Bu bahsettiğiniz gezi interrail filan mı? Öyleyse sizi bir ara sorularımla bunaltacağıma emin olabilirsiniz:)

İtalya en merak ettiğim ülkedir.
Diğer ikisi Fransa ve Fas.

Sevgiler.

Margot dedi ki...

Giderim yine di mi zeynep? di mi ? di miii??
Jelatincim,
İnterrail değil di bizimkisi, aslında o olay benim de çok heves yaptığım ama kursağımda kalan bir hadisedir. Biz kendi olanaklarımızla gezindik, bir sonraki durağı Fransa olarak belirledik, bakalım keçi inadım bu durumda işe yarar da oraları da yazmak kısmet olur inşallah.

Gokhan dedi ki...

"... su tanıdıklık hissi değil midir zaten bizi aşka düşüren? Nefes alırsın, için bir hoş olur ama hiç yadırgamazsın..."

Ne kadar sade ve guzel ozetlemissin. Herkesin bir gun kendini ait hissettigi yeri bulmasi umidiyle...