Çarşamba, Ekim 05, 2005

Çocuk Aklı

Yağmurlu bir gün,dersler yine bıktırdı. Mazgallara doğru akan suyun haddi hesabı yok, Sanki gök delinmiş, biri tanrıları çok ama çok kızdırmış. Kaçışan kalabalıkta bir yandan yürümeye, bir yandan da şu lanet olası şemsiyeyi zaptetmeye çalışıyorum. Paçalarım şimdiden sucuk gibi oldu, ama ne dert! Başımı kaldırmamla gözüme bana doğru yürüyen bir çift ilişiyor. Şemsiyeleri yok ama koşmuyorlar, hızlı hızlı uygun adım bana doğru yürüyorlar. Yakınlaştıkça farkediyorum adam hayli genç , ama yakışıklı çocuk denmeyecek kadar adam. Üzerindeki gri pardesünün yakalarını kaldırmış,kıza doğru eğilmiş, neşeyle bir şeyler anlatıyor. Kilitleniyorum. Sarışın olan kız adamın bu samimi şakasına ıslak saçlarını geriye atarak kahkahalarla gülüyor. Yanımdan kolkola, hızlı adımlarla geçiyorlar. Ben kıpırdamıyorum. Arkalarından bakıyorum,uzaklaşıyorlar... Adamın biri sertçe omzuma vuruyor. Sarsılıyorum.

Ben kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum. Sanırım bayram ziyaretlerinden birini daha idrak ediyoruz sadece.. Koltuğun minderinin bittiği yerde ayaklarım da bitiyor. Beyaz fırfırlı çoraplarıma ve kırmızı pabuçlarıma bakıyorum oturduğum yerden. Ayaklarımı uzatıp bir koltuğa kurulabilecek kadar ufakım, bacak kadarım. Bundan dolayı yerin dibine girmek istiyorum. Herkes kendi arasında konuşuyor, kimse benim yüzüme bakmıyor. Ben aslında yokum. Tamamen yok olmak istiyorum. Hafif toplu yengeler, gerdanları kızarana kadar gülüyorlar, altın küpeleri titriyor gülmekten. Bir yandan çay bardağının içinde dönen kaşıkların tıngırtısı.. ''İlahi Kadirşinas Beyciğim, vallahi bir ömürsünüz!' Tekrar kahkahalar. Evin ablalarından biri peçete katlamayı hatırlamaya çalışıyor. Kendi aralarında kıkırdamaya başlıyorlar. Benden daha az komik görünmüyorlar zaten şu fırfırlı beyaz gömlekler, kadife etekler içinde. Ben en azından bacak kadarım ve hiç bir güç bacaklarıma naylon çorap değdiremez! Birden içeriye bir ağabey giriyor. Herkes ona dönüyor, gülümseyerek. İyi ki geldin! Burda herkes çok sıkıcı. Sen daha eğlenceli birine benziyorsun hem. Benimle biraz konuşur musun? En azından ne haber ufaklık falan diyebilirsin? Yüzüme de baksan yeter? Gitme... Herşeyden nefret ediyorum! Burda ufalanmak, yok olmak istiyorum! Bu koltuk yesin beni, yaşamak istemiyorum!

Bir köşede oynamaya daldım, ama gerçek şu ki bugünü hiç unutmayacağım. Bir saniye... Biri kolonya ikramına başladı. Ben de istiyorum, ben de sizden biri olmak istiyorum. Kolonya isiyorum, naylon çorap bile giymeye razıyım.. Lütfen... Kolonya herkesin elini öptükten sonra dolabına kondu. Artık yeter, dayanamıyorum.. Hayııırrr!.. Gözyaşlarımı her yere püskürterek hepinizden intikamımı alacağım, burdayım sizi kalpsizler!! Burdayım, sümüklerimi de koltuklarınıza sürücem, mahvedicem sizleri!! Bakın banaaa!! Bana bakın!!Nihayet!.. Bıyıklı bir amca bana doğru yürüdü, sen dedi bana herkesten kıymetlisin. Bütün kolonyalar senin olsun. Şişeyi kucağıma bıraktı. Koca cam şişeye sarıldım, hıçkırıklarım yavaşladı...

Başsağlığına gelen giden olması çok normal. Dedemi herkes çok severdi. Üniversiteye girdiğimi gördü en azından. Neden bu Mickey Mouse'lu şeyi giydim ki? Bu kadar üzüntünün içinde olacak şey mi? Elime ilk gelen şeyi geçirdim işte üzerime. Aynanın önünden geçerken gördüm göğsümdeki fare resmini. Çok yakışıksız olmuş... Kolonya ikramı yapmak lazım, cam şişe nerede? Kapı çalıyor, yine gelen var. Kimse konuşmuyor pek.. Ben de konuşmuyorum. Anlattığı hikayelerin keşke hepsini hatırlasam. Bir çocuk kitabı yazsam, senin hikayelerinle? Zamaneler okur mu dedeciğim?

Karşımda geçip oturuyor. Gözlüklerinin ardından hüzünlü gözlerle bakınıyor etrafa. Öylesine, beylik laflar ediyoruz karşılıklı. Çok uzun zaman geçti, aramızdan ayrılanlar oldu. Konuşacak bir şey yok ki. ''Yağmurlu bir günde seni gördüm'' diyorum. Bu söylenecek tek laf, aklıma gelen tek şey... Aklımdan çıkmayan. ''Ben olduğumdan emin misin?'' diyor. Gülüyorum. ''Gri bir pardesün var mı?''. Şaşırıyor. ''Neden selam vermedin?'' diyor. Bu sefer ben gülüyorum. ''Tanımazdın beni''. ''Sen beni nasıl tanıdın onca sene sonra?'' diyor. ''Çocuk aklı'' diyorum. ''Evet'' diyor biraz küstahça. ''Çocuk aklı''... Koltuğun o an beni yemesini istiyorum.

4 yorum:

Küçük Kurbağa geri döndü.. dedi ki...

Gün geçtikçe yazıların daha bir tadından yenmez oluyor Margocanım.. Neden bilmiyorum ama bu yazın bana çok fazla "Cemil Kavukçu" tadı, keyfi verdi..

Gün dedi ki...

Harika bir yazı, sağolasın bu tadı paylaştığın için...

Koyubeyaz dedi ki...

Etkilendim hemde cok...

Margot dedi ki...

Çok teşekkür ederim,ne mutlu bana...