Perşembe, Eylül 08, 2005

Margot: Medyadaki Gözünüzz!



Sabahları kalkıp kapıyı açtığımda (hele de haftasonu ise o gün) eşiğe bırakılmış gazete tomarlarını bulmak çok hoşuma gider. Kucakladığım gibi doğru mutfağa çayı koymaya yollanırım. Genelde Hürriyet,Milliyet ve Radikal okuyorum. Hürriyet aile kontejanından çocukluk alışkanlığımız, Milliyet internet ile tanıştıktan sonra Çetin Altan ve Ece Temelkuran'sız olmaz dedirten gazetemiz. Radikal ise tamamen Perihan Mağden'i okumak içi alınan ve sonradan alışkanlık yapan son neşriyatımızdır.

Bu minvalde alışkanlıklarına devam eden, can çıkar huy çıkmaz Margot Hanım, son günlerdePerihan Mağden'i özlemeye başladı. Tam onu özleyeduruyordum ki, Kalemiti Ceyn'den daha gözü kara olmasın Mine Kırıkkanat da ayrıldı Radikal'den. Büsbütün tadı kaçtı Radikal'in, pek radikal de bir tarafı kalmadı bana sorarsanız. Öyle ortadan ortadan yazan yazarlarla mı radikal olacak Radikal? Şimdi kim yazsa bu Hülya Avşar boşanma mevzusunu Perihan gibi yazamayacak, Perihan yazamadıktan sonra da Hülya niye boşandı? (diye de polemiklenirim, blog benim kime ne?)

Hele şu aralar bir 'Köşe yazarı ne demek?' gibi bir tartışma da tam kazanları fokurdatırken, kazanlarda pişen yemeklerin de tadı tuzu eksik kalmış oldu. Keskin sirke, keskin bıçak kadın yazar kalmadı neşriyatlarda. Beni bu konuda avutacak köşeci de yok gazetelerde, yani kimseye müdanası olmadan (yanlış doğru değil ama vurdumu ses getiren) yazan radikaller nerde?

Köşelerden çapraz ateş yakmaca bir yana, Ahmet Hakan'dan içimize fenalıklar geldi, Ayşe Arman şahtı şahbaz oldu, e her gün de Nur Çintay okunmuyor. Ne yapalım biz de Ebru Çapa'ya sarılıyoruz, Kanat Atkaya'yı severek takip ediyoruz vs. Ama olmuyor eksik kalıyor işte. Keskin sirke günlerimizde küpümüze zarar oturuyoruz. Delifişek hislerimizin tercümanları artık ortalıkta yoklar.

Sabahları uzun kahvaltılarda, ayağını altına alıp şöyle tek elinle çayını karıştırırken, yine okuyorsun bir yandan masada serili gazetenin sağını solunu. Ama artık işte ve iyiden iyiye : O Ajda Pekkan dinleyen, Ajdar'la ilgili en olmadık şeyi söyleyebilecek, birilerine çok kızmış ve artık tepen atmış ortalığı yıkacakken şöyle ağızlarının payını veren bir yazısını okuyunca hah bee işte bu! dedirtecek, bütün mahalleye postasını koyacak,yalakalık ve zavallılık derecesinde uzlaşmacı olmayan, saçlarının röflesini ve seks hayatını gözünüze gözünüze sokup , eh çek artık be şunları dedirtmeyen , bazen haddini aşsa bile onun haddini aşma potansiyeline vurulduğunuz o iki yazarı insan çok arıyor..

Burdan naçizane söyleyim istedim.

14 yorum:

Pirtik Evli, Mutlu ve Issiz dedi ki...

Margot,

İcimden gecenleri kaleme dokmussun. Eh bugun ben blog umda birsey yazmayacagım bu durumda.

Bir tek Ebru konusunda seninle aynı fikirde degilim. Ayse Arman konusunda yazdıkların icinse sozluge baktıktan sonra karar verecegim.

Ayse yi ben severek takip ediyorum, esim yapmacık buluyor.

Su ayagının tekini altına alıp cay karıstırmak yokmu haftasonları, keyiften yarılıcam zannediyorum. Su sıralar calısmama ragmen haftasonu bir baska oluyor canım.

Iste boyle, 38 yasındayım, universite mezunuyum, evliyim, yarısmacı arkadaslara basarılar dilerim.

Haa bi de.. operim.

Sefgiler
Cigdem Karal
www.evlimutlu.blogspot.com
(Tijen issiz mutlu olmalıydı diyor ki haklı ama tren kactı)

Margot dedi ki...

Çiğdemciğim,
Hoşgeldin, sefalar getirdin.

Ayşe'den pek haz ettiğimi söyleyemiyciim, eşin gibi ben de kendisini yapmacık bulmakla beraber, ne konularını ne de kalemini dişe dokunur diye adlandırabiliyorum. Herkesin kendine göre bir yazarı var elbet, gazeteyi alınce hemen onun sayfasını açtığı. Ben şimdi ikisini kaybettim, ondan üzüm üzüm üzülüyorum.

Ha bi de ben de seni öptüm, yine gel hep burdayım ben :-)

Adsız dedi ki...

İnan margot ende senin gibiyim Haftalık dergisinde peruşu görünce yazmış benim hatun oldum yazdıkların benim düşüncelerime çok uygun Ayşe Arman içinse ben galiba yazdıkları gibi olamadığım öylesine bir yaşamımı sürdüremediğim için kök saldım kendi şehrime işte o yüzden seviyorum ha birde evdeki temizlikçiile bile sohbetlerini yazmasını uykusuzuda yorum yazmıştım ben kimim* ben yazamayan ama sizi okumak için ha bire güncellemişlermi diye kuş gibi bekleyen saf kalpli...iyi kal...

Margot dedi ki...

Sevgili İyi Kalpli İsimsiz,
Samimi yorumların için teşekkürler, sen de hep iyi kalasın!

uykusuzadam dedi ki...

Hıncal Uluç'a ne oldu ?
Sevmiyo musun yoksa sen onu ? :)))

Hande K. dedi ki...

Agree with you Margot! Completely....

yuvakuran dedi ki...

Her ikisi de yakinda Vatan veya Aksam da yazmaya baslarlarsa hic sasmam. Aslinda Cumhuriyet te yazsalar ne iyi olur. Cumhuriyet yenilenir, tazelenir.

mtlda dedi ki...

Perihan Mağden Yeni Aktüel'de yazmaya başladı bu arada.

Mutfakta Zen dedi ki...

margocuk (ben israrla 't'yi koyuyordum sonuna, sanki öyle olmali gibi geliyordu ama sen çikarmissin, böylesi daha dogru gibi görünüyor göze hakikaten),
mine g. de bugün vatan'da yazmaya basladi, vatan'a övgüler yagdirarak.. umarim iliskileri iyi gider. ben de onu severim çünkü.
tijen

Margot dedi ki...

Uykusuz,
Sevemedim Hıncal Bey'i , denemedim de ne yalan söyliyim :-)
Hande,
Tenk yu da neden ingilizce :-) ?
Yuvakuran,
İsabet etmişsiniz, Cumhuriyet konusunda ben de size katılıyorum.
Mtlda,
Biz de haftasonu deniz kenarında oturup Haftalık'ı karıştırdık, Chukie ile, hedef şaşırmışız meğer!Sağolasın uyandırdığın için :-)
Tijencim,
Margocuk daha iyi geldi gözüme öyle yazıvermişim. Vatan'ı açtım biraz önce ilk yazısını okudum Mine'nin. Vatan gazetesi pek takip ettiğim bir gazete değildi açıkçası, bir ara alıp, meraktan bakmıştım ama alışkanlık yaratmadı bende. İnternet'ten takip edeceğim bundan böyle Mine'yi. Teşekkürler!

bonafide dedi ki...

heralde bu gidişle bütün yazarları netten okuycaz, ama insanın canı arada hışır hışır gazete de çevirmek istiyo...

Adsız dedi ki...

ben hata yapmışım dostlar haftalık diye aynı anda hepsinden alınca karışıklık oldu matilda düzeltmiş perşun yazım yerini özür

humanist_ dedi ki...

TEBRİK EDERİM. NE KADAR İNSANLARA TEPEDEN BAKAN, NE KADAR SİNİR BOZUCU YAZAR VARSA, BULMUŞ ÇIKARMIŞSIN. POPÜLER KÜLTÜRÜ ELEŞTİRİRLER AMA POPÜLER KÜLTÜRDEN BESLENİRLER, EN ÇOK KADINLARI ELEŞTİRİR, KENDİ GİBİ OLMAYAN KADINLARI DIŞLAR, KENDİNE BENZETMEYE ÇALIŞIRLAR. SÖZDE KADIN HAKLARINI SAVUNURLAR AMA KADINA EN ÇOK DIŞLAYANLAR KENDİLERİDİR (somut örneği: ece temelkuranın tarihini hatırlamadığım ama dansözleri eleştirirken pardon aşağılarken yazdığı ve zihnime kazınmış bir cümlesi: dansözler aslında etrafındaki açlara et dağıtan et yığınlarıdır... vbg) - (aşağılama, dışlama yöntemi "saf ve duyarlı" insanları kendine çekme aracından başka bir şey değildir. insanlar dışlanmamak ve aşağılanmamak için Radikaller gibi davranmaya ve basma kalıp düşüncelerle "onlar nasıl düşünüyorsa bende öyle düşünmeliyim" demeye başlayacaktır. genelde "bir şey olma çabası" içindeki insanları ağına düşürektedir)

BİR ÇOK ERKEK BUNLARI ERKEK DÜŞMANI ZANNETSELERDE ASLINDA "ERKEK AHLAKI" DİYE BAHSEDİLEN ALTTAN ALTTAN, SİZİN GİBİ "tepkili" OLMAYA ÇALIŞAN KADINLARI ETKİSİ ALTINA ALARAK, KENDİLERİNİNDE BELKİDE FARKINDA OLMADIĞI ŞEKİLDE MUHAFAZAKAR, AHLAK VE NAMUS CÜMLELERİNİ KADINLAR ÜZERİNDE TOPLAYAN SIĞ DÜŞÜNCELİ BİR ÇOK ERKEKLE ASLINDA AYNI YÖNE KANAT ÇIRPAN FAKAT FARKLI YÜKSEKLİKTE UÇTUKLARINDAN BİRBİRİNİN FARKINDA OLMAYAN (somut örnek: tvde görünmüş ve popÜler olmuş bir kadın hem erkek ahlakının hemde bu yazarların nedense en çok aşağılama ihtiyacı duyduğu gruplardır.) ÜNLÜ OLURSANIZ VE ÇEKİCİ BİR KADINSANIZ AŞAĞALANIRSINIZ. VE BU AŞAĞILAMADA DEMEKKİ BAZI KADINLARIMIZIN HOŞUNA GİDİYORMUŞ.

PEKİ DOĞRU DÜZGÜN, ONA BUNA TEPEDEN BAKMAYAN AYNI ZAMANDADA SÖZÜNÜ AŞAĞILAMA İHTİYACI DUYMADAN, DIŞ GÖRÜNTÜYÜ DEĞİL, KİŞİLER ÜZERİNDEN DEĞİL, KOLAYLIĞA KAÇMADAN, ARAŞTIRARAK, İNSANLARI GENELLEMEDEN VE SINIFLANDIRMADAN OLAYLAR ÜZERİNDEN YAZAN (KADIN OLMASI ZORUNLU DEĞİL)köşe yazarlarını OKUMANIZI RUH SAĞLIĞINIZI KORUMAK AÇISINDAN TAVSİYE EDİYORUM. (kadın olmaktan, kadınlığımdan, kadın gibi giyinmekten, gezmekten, konuşaktan utanmayan ve bilinçli olarak erkekleştirilmeye çalışıldığından farkında olan Elif Şafak size en güzel ve en öncelikli tavsiyemdir.)

...iyi çalışmalar

ışıl ışıl dedi ki...

Son iki söz 2005 ve 2006'nın 13 Eylül'ünde söylenmiş. Yıldönümünü kaçırmışım. Olsun, az bir şey söyleyip gideyim:
"Pozitiv"i de dahil olmak üzere her türlü ayırımcılığa karşı olan ben bu konudaki uygulamam gözönüne alındığında birinci sınıf ayırımcı gibiyim. Köşe yazıları sözkonusu olduğunda erkeklerin yazdıklarını, aynı düşüncede olup olmamak da önemli değil, beğenerek okuyorum. Romanda, öyküde kesinlikle kadın yazarlar benim için ön planda. Blog yazılarını okumak ise yeni edindiğim bir hobi: henüz saptanmış sonuç olarak ilan etmek için çok erken ancak şimdiye dek, izlediğime gerçekten çok memnun olduğum yazarların hemen hepsinin kadın olduğunu farketmiş bulunuyorum. Az bir şey mi demiştim?